Birçok Disiplinin Kesişme Noktasında Kentsel Çalışmalar

Birçok Disiplinin Kesişme Noktasında Kentsel Çalışmalar

Yeni kentsel oluşumlara dönük gelişmeleri gerek İstanbul'daki oluşumları izleyerek gerekse Anadolu kentlerindeki gelişmeleri gözeterek yorumlaması, bu yeni yapılanmaların ekonomik krizler, hukuk süreçleri ve uygulamalarıyla ilişkilerini kurması, kamu mülkiyetinin kullanım yöntemlerini sorgulaması, çalışmalarını gerek saha analizleri gerekse kuramsal modellemelerle bütünleştirmesi nedeniyle Kadir Has Gelecek Vaadeden Bilim İnsanı Ödülü’ne layık görülen Yrd. Doç. Dr. Tuna Kuyucu, ödül töreninde yaptığı konuşmada Kadir Has Üniversitesi’nin kendisi için özel bir anlamı olduğunu ifade etti.

Kent Çalışmaları alanında yürüttüğüm araştırmalarımın böyle bir ödüle Kadir Has Üniversitesi tarafından layık görülmesinin benim için üç özel anlamı var.

Bunlardan ilki Kadir Has’ın kişisel akademik yolculuğumdaki özel yeri. Doktora tezim için saha araştırması yaptığım 2008 yılında Türkiye’de ilk ders verme deneyimimi Kadir Has Üniversitesi’nde yaşamış ve bu deneyimden çok şey öğrenmiştim. Şimdi aynı üniversitenin bu prestijli ödülünü alıyor olmak beni çok duygulandırıyor.

İkinci sebep ise doğrudan araştırma konularım ile bağlantılı. Yaklaşık 10 yıldır kentsel yenileme ve kentsel dönüşüm süreçlerini inceleyen bir akademisyen olarak hiç tereddütsüz şunu söyleyebilirim: Kadir Has Üniversitesi, İstanbul’un ilk ve en başarılı kentsel yenileme projelerinden birisini hayata geçirerek hem İstanbul’a büyük bir değer katmış, hem de doğru uygulandığında kentsel yenileme projelerinin bir şehir ve şehirliler için ne kadar büyük potansiyel taşıdığını açıkça ortaya koymuştur. Böyle başarılı bir kentsel yenileme mekânında bu prestijli ödüle layık görülmek benim için gerçekten büyük bir mutluluk.

Bu ödülü Kadir Has Üniversitesi’nden alıyor olmanın benim için üçüncü özel anlamı ise bu üniversitenin evrensel değerlere, insan haklarına, ifade özgürlüğüne ve bilime verdiği değer, önem ve özen. Bilimin evrenselliğine ve doğası gereği özgürlüğüne inanan ve bu yolda ilerleyen bir üniversitenin Gelecek Vaadeden Genç Bilim İnsanı Ödülü’ne layık görülmek şüphesiz ki gurur verici bir şey.

Beni kentsel çalışmalar alanına çeken ana faktör, 2000’li yılların ortasında bir sosyoloji doktora öğrencisi iken Türkiye şehirlerinde ve şehir yönetimlerinde gerçekleşen baş döndürücü dönüşümler oldu. Bunlara birkaç örnek vermem gerekirse, 2002 sonrası dönemde Türkiye’de ilk defa devlet eliyle büyük çaplı kentsel yenileme/dönüşüm projelerini mümkün kılacak yasal düzenlemeler gerçekleştirildi ve ülke çapında yüzlerce proje uygulanmaya başlandı. Buna eş zamanlı olarak Türkiye kentleşme dinamiklerini 60 yıldır belirleyen enformel konut ekonomisine, yani gecekondu sistemine son verilerek büyük bir iktisadi, toplumsal ve mekânsal dönüşüm tetiklendi. Devlet, TOKİ kanalıyla çoğunluğu alt-orta gelir grubu haneler için olmak üzere yüzbinlerce konut üretti ve bu yolla gerek şehirlerin makroformuna, gerekse siyasi coğrafyasına muazzam etkiler yarattı. Yine 2002 sonrası konut finansmanı alanında ciddi reformlar yaşanmaya başlandı ve ipotekli konut finansmanı sistemi hızla derinleşerek konut ekonomisini dönüştürdü. Artan finansman olanakları ve kanalları sayesinde özel sektör yatıranları da vites arttırdı ve eskiye göre çok daha büyük konut projeleri ve ticari alanlar oluşturulmaya başlandı. Bu ekonomik ve mekânsal dönüşümlere paralel olarak Türkiye’nin yerel yönetimler mevzuatında da önemli değişimler gerçekleşti.

Tüm bu baş döndürücü dönüşümler beraberinde çok büyük tartışmaları da getirdi. Uygulanmak istenen her yeni büyük kentsel proje ya da geçirilmek istenen her yeni yasa, oldukça sert tartışmalara ve toplumsal eylemlere yol açıyordu. Kentsel müdahalelerin yarattığı gerginlikler ve eylemlilik durumu, Mayıs 2013’te Gezi Parkı örneğinde herkesi şaşırtacak şekilde Türkiye tarihinin en büyük toplumsal hareketini tetikledi.

2006-2007 yılında ekonomik sosyoloji alanında doktorasını ilerletmekte olan ve tüm doktora öğrencilerinin en krizli dönemi olan “tez konum ve sorum ne olacak?” döneminin tam ortasındaki bir öğrenci için Türkiye’nin kentleşme alanında yaşadığı bu dönüşümler, doktora krizinden çıkış için açıkçası bana oldukça cazip ve ret edemeyeceğim bir imkân sunmuştu! Doktora tezimde İstanbul’un enformel konut alanlarında uygulanan ilk 2 dönüşüm projesi ekseninde, kentsel dönüşümün nasıl yeni bir konut ekonomisi/piyasası yarattığına ve bu süreçte hukuğun rolüne odaklandım. Tezim kapsamında kentsel dönüşümün yarattığı toplumsal hareketleri ve karşı çıkışları da detaylı inceledim ve bu hareketlerin hangi koşullarda taleplerini yerel ve merkezi yöneticilere kabul ettirebildiklerini anlamaya çalıştım.

İstanbul üzerine bir diğer araştırmayı ise geçtiğimiz sene tamamladım. Bu çalışma İstanbul’da gerçekleşen kentsel yenileme/dönüşüm süreçlerine dair çok fazla insanın sormadığı bir soruya cevap arıyor: Sanılarım aksine, 2005’ten beri İstanbul’da uygulanmak istenen onlarca dönüşüm projesinden büyük çoğunluğu ya hiç uygulama aşamasına gelemedi ya da uygulama aşamasında yarım bırakıldı. Protokolü imzalanan 40’ı aşkın projeden sadece 2 tanesi bitirilebilmiş durumda, 3 proje de oldukça gecikmeli olarak uygulama aşamasındalar. Yani, kentsel yenileme, İstanbul’da şimdiye kadar büyük bir başarısızlık hikâyesi olarak deneyimlendi. 4 farklı tip projeye — Haydarpaşa kıyı bandı yenileme projesi, Kartal sanayi alanı yenileme projesi, Fener-Balat tarihi bölge yenilemesi ve Derbent enformel konut alanı dönüşümü - odaklandığım araştırmam sonucunda bu başarısızlığın en büyük sebebinin kentsel yenileme mevzuatından ve idari yapısından kaynaklanan belirsizlikler, koordinasyon sorunları, bilgi eksiklikleri ve aktörler ve kurumlar arası çatışmalar olduğunu iddia etmekteyim. Maalesef bu sorunlara sürdürülebilir ve rasyonel çözümler üretmek yerine bütünsellikten uzak, kısa vadeli ve hızlı kazanca odaklı, sürdürülebilirliği oldukça şüpheli müdahaleler ile kentsel yenileme adına ilerisi için daha büyük sorunların yaratıldığını üzülerek gözlemlemekteyiz.

Türkiye’de kentsel dönüşüm üzerine araştırmaların çoğunluğu İstanbul’a odaklanmakta. Oysa ki Türkiye’nin diğer kentleri de oldukça büyük ve hızlı dönüşümler geçirmekteler. Bu dönüşüm süreçlerini anlamak ve kentsel çalışmalar literatürüne İstanbul dışından da katkı sağlamak amacıyla 2012 ile 2016 yıllan arasında 6 Anadolu şehrindeki Sümerbank fabrika alanlarının dönüşüm süreçlerini inceleyen kapsamlı bir araştırma yürüttüm. Bu araştırmanın ilk ayağında Galatasaray Üniversitesi’nden meslektaşım Didem Danış ile birlikte Malatya, Kayseri ve Denizli şehirlerindeki Sümerbank dönüşüm süreçlerini karşılaştırarak kentsel dönüşüm süreçlerinde yerel siyasi ve ekonomik aktörlerin aralamadaki koordinasyon sorunlarını çözebilmelerinin ve ortak hareket edebilme kapasitelerinin önemini gösterdik. Araştırmanın ikinci ayağında ise Bursa, İzmir ve Diyarbakır örnekleri üzerinden merkezi hükümetin kentsel yenileme alanında çok güçlü ve belirleyici olduğu ülkemizde belediyelerin merkezden bağımsız ve hatta merkeze karşı, proje uygulayabilmelerinin hangi koşullarda mümkün olabileceğini araştırdım.

Kentsel çalışmalar alanındaki son araştırmamda ise büyük iktisadi krizlerin kent yönetimi ve kentsel politikaları nasıl etkilediğini ve belirlediğini Türkiye’nin 2001 ve 2008 krizleri bağlanımda inceledim. Halihazırda, bu önemli sorudan yola çıkarak Türkiye benzeri farklı ülkeleri de içeren büyük çaplı bir karşılaştırmalı proje hazırlığı içindeyim.

Kısaca özetlediğim araştırmalarımın da açıkça göstermiş olduğu gibi, kentsel çalışmalar alanı birçok disiplinin kesişme noktasında yer almakta ve bu sebeple interdisipliner bir yaklaşımı zorunlu kılmakta. Bir şehrin dönüşüm dinamiklerim anlamak, yapısal ekonomik faktörleri, siyasi süreçleri, toplumsal hareketleri ve elbette bunlara ek olarak kentsel dönüşümlerin mekânsal boyutlarım da anlamayı gerekli kılıyor. Tahmin edilebileceği üzere, bu kapsamda ve ölçekte çalışmak çok da zor! işte tam da bu zorluk kentsel araştırmaları son derece üretken ve çekici kılmakta ve disiplinler arası diyaloğu, bilgi paylaşımını ve karşılıklı öğrenmeyi teşvik etmekte!

Bu zorluğu aşmamız ancak ve ancak çalışmaları ve katkılarıyla bizlere ufuk açan, yol gösteren ve ilham veren değerli hocalarımız sayesinde gerçekleşebiliyor. Benim kentsel araştırmalar alanında yolumu bulmamda sayısız akademisyenin çok büyük etkisi ve katkısı oldu. Ancak bunların arasında bugün benimle beraber Üstün Başarı Ödülü’ne layık görülen Sema Erder’in enformel konut alanlarına ve kentsel siyasete dair araştırmalarım, Çağlar Keyder ve Ayşe Öncü’nün Türkiye’deki konut ve arsa piyasalarına ve İstanbul’un dönüşümü üzerine çalışmalarını ve Murat Güvenç’in sosyal ve ekonomik coğrafya alanına yaptığı metodolojik katkıları ve hayran olunası bir sabırla ürettiği ampirik veri setlerini özel olarak anma ihtiyacı duyuyorum.

Konuşmamı bitirirken beni bu ödüle layık gören tüm değerli hocalarıma ve ülkemizin yüksek öğretimine ve akademik araştırmalarına büyük katkı sağlayan Kadir Has Üniversitesi’ne tekrar teşekkür etmek isterim.