Romanti̇k Bağlanmanın Bi̇leşenleri̇ni̇ İncelemek: Deneye Si̇z de Davetlisiniz!

Romanti̇k Bağlanmanın Bi̇leşenleri̇ni̇ İncelemek: Deneye Si̇z de Davetlisiniz!

Daha önce sevgilinizle birlikte bilimsel bir maceraya katıldınız mı? Sizi çok yakınınızda gerçekleşen bir deneyle tanıştırmak isteriz! Romantik ilişkilerde bağlanmanın incelendiği bu çalışmaya tüm sevgililer davetlidir.

Romantik ilişkiler, her birimizin hemfikir olabileceği üzere son derece karmaşık, iç içe geçmiş onlarca değişkenden ve bileşenden oluşan, herhangi bir ilişkiye sahip olsak da olmasak da hepimizi yakından ilgilendiren ve merak uyandıran bir konu olmuştur. Tarihin bütününe baktığımızda, sanatın, bilimin, felsefenin, insanın elinin değdiği neredeyse her şeyin aşk dediğimiz duygu ile ilişkide olduğunu görüyoruz. Aşkı anlamada ve açıklamada, aşkın bileşenlerini ortaya koymada, aşkı yaşamaya ve hissetmeye çabaladığımız kadar, belki de başka hiçbir şey için çabalamadık. Peki, hangi meslekten olursak olalım, hangi uzmanlığımız olursa olsun hepimizin hayatının merkezinde olan aşk dediğimiz şey nedir? Bağlanmak nedir? Sevgi, romantizm, cinsellik nedir? Biraz bunları inceleyelim.

Rick and Morty adlı ünlü diziyi izleyenlerin aşina olacağı üzere, dizinin baş kahramanlarından Rick Sanchez konuya şöyle bir yaklaşım getiriyordu: “İnsanların aşk dediği şey, hayvanları üremeye teşvik eden kimyasal bir reaksiyondur. Başta sert vurur, sonra yavaşça söner ve seni sıkışmış bir evlilikte mahsur bırakır.” Peki gerçekten bu kadar basit olabilir mi?

Psikolojinin bir alt dalına göre, evet olabilir. Evrimsel psikoloji, buna benzer bir bakış açısı ile aşkı, cinselliği ve romantik ilişkileri inceleyen önemli bir perspektif olarak, romantik ilişkileri Darwinci bir perspektifle ele alır. Evrimsel psikolojik bakış açısı, Rick’in tanımıyla büyük oranda benzerlik gösterir. Bunun yanında, romantik ve cinsel ilişkilere olan kadın erkek arasındaki yaklaşım farklarını, kısa ve uzun süreli ilişki dinamiklerini, aldatmayı ve bunun gibi ilişkisel durumları insan doğasını temel alacak şekilde araştırır.

Peki insan doğası çalışmaları bize ne söylüyor? Zihin ve davranış bilimi olarak tanımlayabileceğimiz psikolojinin önemli bir kısmı, tarih boyunca insanın zihinsel süreçlerinin ve davranışlarının genetik mi, yoksa çevresel mi olduğunu anlamaya yönelik çalışma ve fikirlerle doludur. Fakat günümüzde gelinen nokta, insan zihin süreçleri ve davranışlarının hem genetik hem de çevresel faktörlerden etkilendiğini, bu etkileşimin durumdan duruma, bilişten bilişe, davranıştan davranışa orantısal olarak ve tarz olarak değişiklik gösterdiğini ortaya koymaktadır. İnsan doğasını ön plana alan evrimsel psikolojik perspektif, bize ilişkilerin insan doğasındaki karşılıkları konusunda önemli fikirler vermektedir. Örneğin, evrimsel biyolojik çalışmaların baz alındığı düşünce sürecinde türlerin ilişkisel süreçlerine ve biyolojik yapılarına bakıldığında, tek eşli türlerde erkek ve kadın arasındaki beden farklılıklarının neredeyse gözle görülemeyecek derecede küçük olduğu ve boyutsal olarak ne kadar yakın olunursa o türün tek eşliliğe o kadar yakın olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu düşünceyi geliştiren evrimsel biyologlar ve hayvan çalışmacıları, evrimsel bir fenomen olan “hayat ağacı”nda bize en yakın akrabalar olan şempanze ve gorillaları incelemişlerdir. Gözlemlerde, bize genetik olarak %99 oranda benzeyen şempanze ve gorilla türlerinin tek eşli olmadığı fark edilmiştir. Şempanzelerin eşleri sahiplenmeden, kızışma dönemi diyebileceğimiz dönemlerde kısa süreli eş seçerek çok eşli şekilde çiftleştikleri, gorillaların erkeklerinin ise bir nevi harem kurarak birden çok olan eşlerini sahiplenmek suretiyle ilişki kurdukları görülmüştür. Bedensel farklılıklara bakıldığında, gorilla erkeklerinin kadınlarından neredeyse iki kat daha büyük bedenlere sahip olduğu, bu farkın şempanzelerde çok daha küçük olduğu fakat yine az da olsa boyutlarının farkı olduğu bilinmektedir. Bu bedensel farklılıkların, birbirleri arasında potansiyel eşler için mücadele eden erkeklerin uzun bir zaman süreci içerisinde uğradıkları doğal seçilimin bir sonucu olduğu söylenmektedir. Yani bir başka deyişle, daha büyük ve güçlü olan, diğer erkekleri sindirebilmiş, daha çok dişiye erişebilmiş, döllerini aktarabilmiş ve bu süreç git gide erkeklerin bedensel özelliklerinin kadınlardan farklılaşarak daha büyük olmasına yol açmıştır.

Bireysel Farklılıkların İzinde Sosyal Psikoloji

Peki, bu durum insanda nasıldır? Şimdiye kadarki farkındalıklarınızı ve bilgilerinizi bir önceki paragrafı okurken gözden geçirdiğinizi tahmin ediyoruz. İnsan da en yakın akrabaları gibi erkeği ile kadını arasında bedensel bir boyut farkının olduğu, fakat öte yandan bireysel farklılıkların diğer hiçbir türde olmadığı kadar devasa bir şekilde işin içine girmiş olduğu bir tür olarak karşımıza çıkıyor. Ortalama olarak homo sapiens erkeğinin kadınından daha iri olduğunu söyleyebilsek de bireysel farklılıkların oldukça fazla oluşu, basit çıkarımlar yapmamızın önüne geçmektedir. Evrimsel psikolojinin bu konuda sonuca varmasını sınırlandırabilecek, en azından diğer türlerde olduğu kadar kolay çıkarımlar yapmasını imkânsız hale getirecek bu “bireysel farklılıklar” konusu, sosyal psikolojinin önemli bir çalışma sahası olarak varolmaya devam ediyor. Genetik ve çevre iletişiminden ortaya çıkan bireysel farklılıklar meselesi, psikolojinin en önemli alt dallarından biri olan sosyal psikolojik yaklaşımda ele alınıyor.

Sosyal psikoloji, çok çeşitli metodları ve bileşenleriyle, hepimizin merak ettiği aşk, ilişkiler, romantik ilişkiler, iletişim, sevgi ve bağlılık gibi konuları hem insan doğası hem bireysel farklılıklar açısından ele alarak bu konularda bilgi dağarcığımızı genişleten, belki de insanlık bilim tarihinde bizim gündelik hayatımızı en yakından ilgilendiren çalışma sahası olarak gün yüzüne çıkıyor. Sosyal ve psikolojik yaklaşımların insan kültürünün çoğunluğunda tek eşliliğe olan vurguyu ve bu uygulamayı, kültürel dokularıyla, bireysel farklılıklarıyla, evrimsel, nöropsikolojik, sinirbilimsel ve sosyalbilişsel yöntemlerle ele aldığını söyleyebiliriz.

İnsan kültürünün yaşayışının bir temeli olarak görebileceğimiz tek eşliliğimizi ele alacak olursak, çoğumuz mutluluğun hayat boyu bizi destekleyecek, güven verecek, sıcak ve sevgi dolu bir ilişkiden geçtiğine inanır. Bazılarımız hayatımızı paylaştığımız insanla olan birlikteliğimizde huzuru ve mutluluğu yakaladığımızı düşünürken bazılarımız ise bu konudan muzdariptir.

Peki, iki kişi arasında kurulan bu yakınlığın sağlanmasında etkili olan psikolojik faktörler neler olabilir? Sağlıklı bir romantik ilişkinin yolunu belirlemek için hangi etkenlere odaklanmalıyız? İşte bu sorular geçmişten bu yana yakın ilişkilerde bağlanma dediğimiz psikoloji bilimi alanında önemli yer edinmiş konulardan olmuştur.

Bu alanda yapılan araştırmalar ilk olarak anne-bebek ilişkisindeki bağlanmadan yola çıkmıştır. Bugün ise, anne-çocuk bağlanması literatürü haricinde de bağlanma çalışmaları yürütülmekte ve ilgi alanı romantik ilişkide olan çiftlerin bağlanmasına dair çalışmaları da kapsamaktadır. Bu çalışmalar ise çiftlerin duygularının ve fizyolojik tepkilerinin (ses, kalp atış hızı, terleme gibi) zaman içinde birbiri ile koordine olduğunu ve bu durumun çiftlerin duygu durumlarını yakından etkilediğine vurgu yapmaktadır. Dolayısıyla, çiftler arasındaki bu duygusal “iç içeliğin” kişilerin fiziksel ve psikolojik iyi olma durumları açısından kritik öneme sahip olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Uyku düzeninden sağlık sorunlarına kadar pek çok konunun romantik ilişkinizle yakından ilgili olduğunu söylesek şaşırır mıydınız?

“Yetişkinlikteki bu duygusal eşgüdümlülük hali nasıl ve ne zaman gerçekleşiyor?” sorusu ise henüz net bir cevaba kavuşmuş değil. Güncelliğini koruyan bu soruyu Kadir Has Üniversitesi’nin psikoloji laboratuvarında Doç. Dr. Mehmet Harma’nın yürütmekte olduğu Tübitak projesi kapsamında çalışıyoruz.

CoreLab bünyesinde ilerleyen ve Kadir Has Üniversitesi’nde gerçekleştirilmekte olan bu projede temel olarak, yetişkin bağlanması sürecinin gelişim örüntüsü hem davranışsal hem de fizyolojik ölçümlerle (ses analizleri, kalp atışları, terleme, vb.) inceleniyor. Çalışmada, romantik ilişki içindeki çiftlerin birbirlerinin duygusal durumlarını karşılıklı olarak etkilemesini içeren duygusal eşdüzenleme, diğer bir deyişle “eş zamanlı karşılıklı duygusal etkileşimler” farklı analiz düzeylerinde test edilmektedir. Ek olarak, bağlanma gelişimi ve eşdüzenleme sürecine etki edecek olası başka faktörlerin (ilişki doyumu, kalitesi ve uyumu ile bağlanmada bireysel farklılıklar gibi) rolü de ele alınmaktadır. Dolayısıyla, çiftler arası duygusal eşdüzenlemeyi anlayabilmek için gerçek zamanlı diyaloglar analiz edilmekte ve çiftler arasındaki konuşma temelli uyum test edilmektedir.

Siz de bu çalışmaya katılmak ister misiniz?

Çalışma 18 yaşını doldurmuş çiftlerin katılımıyla gerçekleştirilmektedir. Katılım için çiftlerin Kadir Has Üniversitesi Psikoloji Laboratuvarı’na gelmesi gerekmektedir. Deneye katılım tarihi ise katılımcıların uygunluk durumlarına göre belirlenmektedir. Laboratuvarda çiftlerden en iyi anlaştıkları ve en kötü anlaştıkları konular hakkında 10’ar dakika kadar konuşmaları beklenmektedir. Bu esnada katılımcıların ses kaydı ve görüntü kaydı alınmakta, ek olarak küçük bir cihaz yardımıyla fizyolojik veriler de elde edilmektedir. Deney ortalama 45 dakika kadar sürmekte ve 3 ayda bir olmak üzere toplam 4 defa katılım sağlanması beklenmektedir.