Sosyal Medyada Ne Kadar Güvendeyiz?

Sosyal Medyada Ne Kadar Güvendeyiz?

Sosyal medya hiç tartışmasız hemen hepimizin hayatının vazgeçilmezi oldu. Peki sosyal medyada yaşadığımız teknoloji merkezli iletişimde gerçekten güvende miyiz? Günlük hayatımızda kendimizin ve yakınlarımızın güvenliği hakkında bu kadar endişelenirken, sanal ortamda bu kadar rahat hissetmek neden? Oysa sosyal medyada bizi bekleyen tehlikeler gerçek hayatta bekleyenlerden o kadar da farklı değil.

We Are Social’ın yayınladığı 26 Ocak 2016 tarihli rapora göre, tüm dünyada aktif 2.078 milyar sosyal medya kullanıcısı var. Türkiye’de ise nüfusun %53’ü aktif olarak sosyal medyayı kullanıyor (42 milyon kişi).

Günde ortalama 2.5 saatimizi sosyal medyada geçiriyoruz. 2015 yılına göre sosyal medya kullanımı %5, mobil sosyal medya kullanımı artış gösterdi. Bu artış 2016’da da devam ettiği için 2017 rakamları karşımıza daha da şaşırtıcı çıkacaktır. Türkiye sosyal medya ortamlarında en fazla Facebook’u seviyor, Facebook kullananların %36’sı 20-29, ’u ise 13-19 yaş aralığında. 30-39 yaş aralığındakiler ise %23 oranına sahip. Facebook’u Whatsapp ve Messenger takip ediyor.

Demek ki gerçekten büyük çoğunluğumuz aktif olarak sosyal medyadayız ve bu ortamda en fazla sohbet etmeyi seviyoruz. Yeni insanlarla karşılaşmak, tanışmak, iletişim kurmak için sosyal medyayı kullananların sayısı azımsanmayacak kadar ileri düzeyde, ancak bu kitle maalesef sosyal medyanın bilinçli kullanımına da vâkıf değil.

Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar Neler?
Sevilen yabancı bir TV dizisi olan Dr. House’un ana karakteri, şahsına münhasır doktorun çok sevdiğim bir sözü vardı: “Herkes yalan söyler!” Beyaz cam dediğimiz monitörün arkasından veya bir mobil cihaz klavyesinden yalan söylemek, karşılıklı iletişimde yalan söylemekten çok daha kolay gerçekleştirilebilen bir eylemdir. Sosyal medyada maruz kalacağımız yalan beyanlar ve paylaşımlarla; dezenformasyon, dolandırıcılık, cinsel istismar, kişisel bilgilerin ifşası, özel hayalın gizliliği ihlali, suç niteliği taşıyan hakaret, tahrik vb. muameleler ile karşılaşabiliriz, belki pek çok çoğumuz karşılaşmıştır da.

Karşılaşma ihtimalimizin yüksek olduğu bu başlıklara yaşanmış örnekler bulmak veya bu konularda yapılmış araştırma sonuçlarına bakmak mümkün.

Columbia Üniversitesi ve Fransız Ulusal Enstitüsü’nde Bilgisayar Bilimleri üzerine çalışan araştırmacılar, sosyal medyadaki haberlerin yüzde 59’unun kullanıcılar tarafından tıklanmadan paylaşıldığım bildiriyor. Araştırmanın sonucuna göre sosyal medyada binlerce kez paylaşılan linklerin yansından fazlası kullanıcılar tarafından tıklanmıyor. Bunun psikolojik yorumu, kişilerin tanıdık, eş, dost ve akrabalarına yaranma düşüncesi olabilir. Belki çok daha derin analizi yapılabilir ancak değişmeyen gerçek, bu yolla yalan yanlış bilgilerin çığ gibi büyüyerek yayılabildiği, herhangi bir aşamada doğruluğu sorgulanıp teyit edilmediği için de bir süre sonra kendi sanal gerçekliğini yaratabildiğidir. İşte dezenformasyonun kaçınılmaz olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Sosyal Medya yoluyla kurulan dolandırıcılık tuzaklarına ilişkin haberlerle hemen her gün karşılaşır olduk. Bazıları planlı ve organize tanışmalar üzerinden yürütülürken bazıları spontane de gelişebiliyor. Bana göre insanlar din, dil, ırk, gelir düzeyi fark etmeksizin sadece ve sadece iki gruba ayrılabilirler: İyi insanlar ve kötü insanlar. Sosyal medyada yer alan kişilikler gerçek hayattaki kişiliğin beyaz cama izdüşümünden başka bir şey değil. Gerçek hayatta nasıl kötü niyetli insanlar varsa sanal dünyada da varlar, karşımızdalar ve zarar veriyorlar. Yine psikoloji biliminden destek almamız gereken bir nokta da şu: Sosyal medyada bize sunulan profillerin, beyanların doğruluğuna tereddütsüz inanmaya gerçek hayatta olduğumuzdan çok daha meyilliyiz, neden? Gerçek hayatta sahte para almamaya gösterdiğimiz özenin yansım sosyal medyada “Sahte profil olabilir mi?” sorusuna göstersek çok daha az insanın canı yanar kanaatindeyim.

Emniyetten alınan verilere göre cinsel istismar sosyal medya üzerinden işlenen suçlar listesinde ilk sırada ve kurbanların yaş aralığı da büyük oranda çocuk ve gençler. Elbette burada sorulacak ilk soru çocukların sosyal medyada ne işleri olduğu. Bir çocuk 18 yaşına gelinceye dek onu tehlikelere karşı korumak ebeveynlerinin sadece insani ve vicdani değil, aynı zamanda hukuki sorumluluğudur. Ancak eline internete bağlı bir mobil cihaz verilen çocuğun en az iki saat ebeveynlerini “rahat” bırakması karşılığında eve, odaya davet edilen tehlikelerin sayısı da, etki alanı da çok büyük. Çocuklar oyun sitelerinde, sosyal medya hesaplan üzerinden oynanan kitlesel interaktif oyunlarda, diğer oyuncularla yazdı ve hatta görüntülü iletişim kurabiliyorlar. Başa dönüp, herkesin yalan söylediği, üstelik de beyaz camın arkasına saklanarak bunu çok daha rahat yapabildiği gerçeği ışığında, çocuklarımızı bekleyen tehditleri hayal gücünüze bırakıyorum. Bir ebeveyn olarak ben büyük kızıma bir Facebook hesabı açması için çok erken olduğunu, kendisini bekleyen tehlikeleri tahmin bile edemeyeceğini açıklamak için bir sosyal deney gerçekleştirmiştim. Birlikte sahte bir profil oluşturduk, bu profile göre ben 18 yaşında, sarışın renkli gözlü, boylu poslu ve çok iyi liselerden birinde okuyan bir genç kızdım. (Herkes yalan söyler!) Yabancı mankenlerden birinin bir resmini de profil resmi olarak seçmemizi takiben ilk yarım saat içerisinde sadece bir iki açık gruba üyelikle tam 14 tane arkadaşlık teklifi aldım; hatta bir ikisiyle yukarıda açıkladığım profile uygun tarzda sohbet bile ettim. Olayı buluşma evresine taşımadan önce sonlandırdık ve sanıyorum bu deney sonucunda kızım sanal dünya karakterlerinin acımasızca yalan olabileceği konusunda ikna olmuştu. Genç yaş gruplarında çok daha büyük tehlike arz eden bu durum sanmayın ki yetişkinlerin hayatım cehenneme çevirmiyor. Çok sayıda üzücü örneği gazetelerin üçüncü sayfalarında okumak mümkün.

Kişisel bilgilerin ifşası ve özel hayatın gizliliği ihlalini çoğu zaman farkında olarak veya olmayarak kendi kendimize gerçekleştiriyoruz. Tatile giderken evde orta holün ışığını açık bırakıp kapıya ayakkabı terk ederek evde birileri varmış hissiyatı uyandırmaya çalışmaktan, “bugün şuradayız, yarın şu saatte de kesinlikle burada olacağız, hatta şunu yedik ve yanımızda bunlar da vardı” noktasına çok kısa sürede geldiğimizi düşünüyorum. En azından bir nesil bu iki durumu da yaşadı, yaşıyor. Düşünmeden yapılan konum işaretleme hareketleri, iyi bir veri analizcisi elinde hayatınızın desenini oluşturmakla kalmaz, bir sonraki hareketliliğinizin de yüksek doğrulukla tahmin edilebilir olmasını sağlayabilir. Bu bilgiden güvenliğinizi tehdit edecek onlarca farklı olasılık türetebiliriz, bana göre en rahatsız edici senaryolar gasp, adam kaçırma ve haneye tecavüz olabilir.

Öte yandan aktif olarak sosyal medyada fotoğraflarımızı, videolarımızı fütursuzca paylaşırken sosyal medya uygulamalarım elektronik cihazlarımıza kurmak için gereken onay kısımlarım “evet, elbette, onaylıyorum” diyerek son sürat geçtiğimizi unutup arada Jandarma Genel Komutanlığı Sosyal Ağlar Bildirgesi’ne sığınarak ve üstelik bunu Roma hukukuna dayandırarak kendimizi ve kişisel bilgilerimizi güvende tutma çabamızı gerçekten naif buluyorum. Böyle bir bildirge olmadığı gibi, Romalılarda da “ileride internet diye bir şey çıkar, sosyal medya hesapları kurulur, üzerinde kişisel bilgiler paylaşılırsa önlem alalım” vizyonu da herhalde yoktu. Kullanıcıların yaptıkları paylaşımlardan Facebook değil, kullanıcının bizzat kendisi sorumludur ve bu tip paylaşımların hiçbir geçerliliği yoktur.

Bir örnek de Şubat 2017’de bizzat Facebook CEO’su Mark Zuckerberg tarafından açıklanan aylık aktif kullanıcı sayısı 600 milyonu geçmiş Instagram uygulamasından verelim. Popüler paylaşım siteleri kullanıcılar hakkında pek çok bilgiyi ifşa ediyor, gezdiğimiz yerler, anılanınızda biriktirmek istediğimiz olaylar, yemekler, manzaralar farkında olmadan bizi siber suçluların hedef tahtası haline getirebilir. Teknik olarak, metafik adını verdiğimiz özellik ile paylaşılan dijital dosyalar arka planda oluşturulduktan yerin konum bilgisini de taşıyabilirler. Kendiniz, bile isteye konumunuzu işaretlediyseniz sorun yok, fakat “Pazar günü evde kahve keyfi” açıklamasıyla paylaştığınız bir fotoğrafın sizin haberiniz olmadan taşıdığı konum bilgisini, sizin “evde” açıklamanızla birleştirerek ev adresinizin artık ulaşabilir olması sanırım bir sorun. Sosyal paylaşım sitelerinin bir bölümü fotoğraflarda yer alabilecek bilgileri temizliyor ama bazıları bunu yapmıyor.

Suç niteliği taşıyan hakaret, tahrik gibi davranışların dijital dünyadaki adı siberzorbalık tanımı de yeni yaptıranlar üretilmeye ve sanal ortamda derişimin gerçek hayata kıyasla çok daha cüretkâr ve hadsiz olabilmesinin önüne geçmeye çalışılıyor. Yasaların izin verdiği çerçevede olmayan, yüz yüze söyleyemediğiniz şeyleri klavye başında yazarak da zikretmemeniz gerekiyor. Hakaret dijital dünyada da hakaret ve ilgili kanun maddesi yine 5237 saydı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi. Olayın bilişimle ilgili bölümü sadece suçun işlenişi bakımından değişiyor, suçun tanımında ise bir değişiklik yok. Hakaret suçu şikayete bağlı olduğundan, şikayet olmadan bu suçun resen takibi mümkün değil, ancak şikayet edeceğiniz zaman da suçu ispat edebileceğinizden emin olmanız gerekiyor, ispat konusu ise biraz karışık, çünkü sadece ekran görüntüsü veya yazıcı çıktısı çoğu zaman yeterli olmuyor, elektronik ortamda işlenen bir suç için elektronik deliller gerekli.

Ebeveynleri ilgilendireceğini düşündüğüm, sosyal medya kullanımı de ilgili değinmek istediğim son nokta da, Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumlan Yönetmeliği’nde disiplin cezası gerektiren davranış ve fiilleri tanımlayan Madde 164’ün 2016 yılı itibariyle “kişilere, arkadaşlarına, okul yöneticilerine, öğretmenlerine ve diğer çalışanlara karşı okul içinde ve dışında sözle, davranışla veya sosyal medya üzerinden hakaret etmek, hakareti paylaşmak, yaymak veya başkalarını bu davranışa kışkırtmak” şeklinde bir güncellemenin yapıldığı. Buna göre, artık Facebook, Twitter ortaöğretim kurumlarında yasal, ancak kullanımı düzenlenmiş. Dolayısıyla, bu tür araçlar üzerinden hakaret suçu işlemek, okuldan 1-5 gün arasında kısa süreli uzaklaştırma cezasını beraberinde getiriyor.

Bütün bu paylaştıklarımdan sosyal medya kullanımının tamamen olumsuz bir durum olduğu sonucu çıksın istemem, tam tersine günümüz koşullarında teknolojiyi ve onun getirdiği farklı derişim kaynaklarım kullanmamak zaman kaybına yol açıyor. Konuya şu bakış açısıyla bakmanızı isterim: Otomobilinizi kullanırken nasıl emniyet kemerinizi takıyor ve trafik kurallarına uyuyorsanız sosyal medyayı kullanırken de sizin ve sevdiklerinizin güvende olabilmesi için, hız limitlerine uyulup emniyet kemerlerinin de takılması gerektiğini vurgulamak istedim. Güvende kalın.