İlk kez sahnelendiği 2017 yılında Afife Tiyatro Ödülleri’nde Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü’ne layık görülen, aynı yıl Türkiye Eleştirmenler Birliği Ödülleri’nde yazarı Murat Mahmutyazıcıoğlu’na Yılın Yerli Oyun Yazarı Ödülü’nü getiren ve Hürriyet Kitap- Sanat Eki’nce yılın en iyi on oyunundan biri seçilen Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin önümüzdeki günlerde yüzüncü kez sahnelenecek. Seyirciyi, bir aileden üç kuşak kadının iç konuşmaları üzerinden İstanbul’un elli yıllık geçmişi ve kentin kadınlarının dünü, bugünü ve yarını üzerine düşünmeye davet eden oyunu yazarı ve yönetmeni, aynı zamanda da üniversitemiz Film ve Drama Yüksek Lisans programının “uzatmalı” öğrencisi, Murat Mahmutyazıcıoğlu ile konuştuk.
Teknik bir soruyla başlayalım: Oyununuzda, sandalyede oturan üç kadından oluşan statik bir mizansen seçmişsiniz. Bunun işlevi nedir, bu mizansenle söylemek istediğiniz nedir?Bunun oyunun anlamına ekledikleri nelerdir?
Oyunun çok parçalı, tüm karakterlerin kendi hayatlarında belirli dönemlere atlamalar yaptıkları epizodik bir yapısı var. Metinde bu kadar hareket varken, oyuncunun sadece bedenine ve anlattığı şeye odaklanmasını sağlayacak bir sahne düzeni seçtik. Bu sayede bir yandan metnin hareketli yapısına tezat oluştururken diğer yandan oyuncuya belli bir zorluk derecesi verip bu zorluk derecesinin sınırlarını zorlaması için çabaladık. Sahne tasarımının oyunun anlamına da hikâye olarak katkısı oldu, bazı seyircilerden kadının toplumdaki yerine yönelik bir gönderme gibi algılandı. Bizim tercihimiz daha çok teatral olanı vurgulamakla ilgiliydi.
Oyununuz İstanbul’da yaşayan üç kuşak kadının hikâyesinin arka planına kenti yani İstanbul unsurunu dikkat çekici bir başarıyla yerleştiriyor. Kentsel dönüşüm kapsamında yıkılıp yeniden inşa edilen binalardan artık çoktan tarih olmuş tramvay hatlarına kadar pek çok motif ustaca oyuna yerleştirilmiş. Oyunu yazarken çıkış noktanız İstanbul muydu? Değilse, İstanbul oyunda nasıl bu kadar merkezi bir yer aldı?
Oyunu yazmaya başlarken İstanbul ya da kentsel dönüşüm ve bizim hafızamızdaki şehir ön plandaydı ve hikâye de bu düşünceyle gelişti. Oyun karakterlerinin hikâyeleriyle şehrin değişimini aynı paralelde yazmaya çalıştım. Belki İstanbul biraz daha hikâyenin içinde olabilirdi ama ben daha çok yirmi yıllık bir İstanbullu olarak kendi hissettiğim ve bana dokunan yönlerini metne eklemeye çalıştım. Oyunda geçen köprü açılışı ve benzeri daha eski kentsel imgelerse hep ilgimi çeken konulardı. İstanbul da oyunda dördüncü karakter aslında; diğerleriyle ilişkili mi, onları umursuyor mu, ya da değişiminden memnun mu, bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz…
Sizce İstanbul’da yaşamak bu üç kuşak kadını birbirine yaklaştıran mı yoksa birbirinden uzaklaştıran bir unsur mu?
Şehrin zaman içinde bu kadar büyümesi, binaların hayal edemeyeceğimiz bir şekilde büyümesi elbette bizim de oyun karakterlerinin de ilişkisini bire bir etkiliyor. Aidiyet kavramını kaybediyoruz, bu da kentin hızlı değişimine ayak uydurmak için verdiğimiz insani bir tepki belki de. Karakterler de bunu söylemeseler de bu vahşi değişimden etkileniyorlar.
Oyunu yazarken İstanbul’un hangi semtleri size en çok esin kaynağı oldu? Beşiktaş’ın önemli bir referans olduğu açık, ismi açıkça söylenmese de. Oyunu yazarken başka hangi semtler geçti gözlerinizin önünden?
Oyunda çok geçmese de Beyoğlu’ndaki dramatik değişim beni çok etkiledi. Çok uzun yıllar Beyoğlu’ndaki alternatif sahnelerde tiyatro yaptım. Özellikle Gezi’den sonraki soylulaştırma politikası Beyoğlu’nun asıl sahibi diyebileceğimiz birçok insanı ve seyirciyi bölgeden uzaklaştırdı. Bu dönemin geçici olduğunu düşünüyorum, umut ediyorum.
Semt isimlerini açıkça söylememeye dair seçiminizin ardında yatan neydi?
Aslında gerektiği kadar var diyebilirim, hikâyenin önüne geçmemeliydi, bir şekilde gölge olarak hikâyenin ardında akmalıydı İstanbul, sanırım öyle de oldu.
Oyunda “Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin” ifadesi önce bir dizinin ismi olarak geçiyor. Daha sonra karakterlerden birinin diğerine sarf ettiği bir cümle olarak. Bu noktayı biraz açıklar mısınız? İstanbul’dan daha güzel olan tam olarak kimdir/nedir?
“Sen İstanbul’dan daha güzelsin” cümlesi tek başına okunduğunda şiirsel bir ifade olarak, sanki birine iltifat ediliyormuş gibi okunabilir. Tam olarak bu hissi de altüst etmeye çalıştım. Oyunun vadettiği şey tam anlamı ile bu değil çünkü. Sanki bir güzelleme gibi gelen bu cümle bir anda bir karakterin ağzından “öylesine” çıkabiliyor ya da kısa bir süre sonra unutulacak bir dizinin ismi olabiliyor, o kadar da önemli bir cümle değilmiş demek ki, diyorum yani. İstanbul giderek çirkinleşiyor ve bizim olmaktan çıkıyor, İstanbul’dan daha güzel olan ise tam olarak “hafızamızda kalan İstanbul”; benim için 2000’lerin başı, annem için 70’ler, dedem için 40’lar…
Oyundaki üç karakterin temsil ettiği kadınların (sosyo-kültürel/ sosyo-ekonomik olarak onlarla örtüşen) gelecekteki benzerleri için ne düşünüyorsunuz? Bir sonraki kuşak bugünkülere ne kadar benzeyecek, ne kadar farklı olacak?
Oyundaki en genç karakterin ne yapacağını bilmiyorum, ben oyunun sonunda onun hayatını biraz havada bıraktım, yani oyundan sonra da devam edecek, belki ayakları üzerinde duracak, belki istediği şeyler için bazı şeyleri göze alacak, ama biliyorum ki annesine ve anneannesine benzemeyecek, o benim için umudu temsil ediyor.
Oyunu sahneleme sürecinde sizi zorlayan unsurlar oldu mu? Teknik açıdan ya da maddi olanaklar/salon bulma vs. gibi daha genel açılardan?
Oyunun provalarına başlamadan önce tahmin edilebilir tüm zorlukları göz önünde bulundurduğumuz ve minimum malzeme ve dekorla çalıştığımız için herhangi bir zorluk yaşamadık. Kadıköy Theatron prova için kapılarını bize açtı. Oyun oynanma aşamasına geldiği zaman da, bir bavula sığabildik, bu da birçok sahnede kolayca oynayabilmemize yol açtı. Oyunun seyircide karşılık bulması da bu serüvenin keyifli bir süreç olmasına sebep oldu.
Oyununuz genel olarak çok beğenildi, çok iyi eleştiriler aldı. Bu kadarını bekliyor muydunuz?
Oyunun bir karşılığı olabileceğini tahmin ediyordum, ama bu kadarını beklemiyordum. Ben ilk oyundan önce oyuncularıma “Beş kişi de izlese, benimle bu yolculuğa var mısınız?” diye sormuştum, onlar da hiç çekincesiz benimle olmuşlardı. Şimdi yüzüncü oyunumuzu oynayacağız ve uzun yıllar da devam etmeyi düşünüyoruz. Hem yazar olarak benim hayatımda hem de tüm ekibin hayatında hep özel bir yeri olacak.
Bir sonraki projenizden kısaca bahseder misiniz?
Askerlikle, erkek olmakla ilgili bir oyun üzerine çalışıyorum, bitirir bitirmez Bam Tiyatro ile sahnelemek istiyorum.
Sizinle ilgili kısa bir biyografik bilgi alabilir miyiz?
Marmara Üniversitesi G.S.F İç Mimarlık bölümü mezunuyum. Studio Oyuncuları’nda oyunculuk eğitimi aldıktan sonra, önce Studio Oyuncuları daha sonra Boyalıkuş, İkincikat, Yanetki, Emek Sahnesi gibi ekiplerde oyuncu olarak çalıştım. İlk oyunum Fü’yü 2012’de yazdım. Son yazdığım oyun ise Emek Sahnesi’nde sahnelenen Sevmekten Öldü Desinler.
Kadir Has Üniversitesi’nde Tiyatro Yüksek Lisans programında eğitiminiz sürüyor mu, bitirecek misiniz?
Bir dersim kaldı, umarım vakit bulup bu sene bitirebileceğim. Kadir Has Film ve Drama Bölümü bana çok şey kattı, tüm hocalarıma sevgiler.