2010 sonlarında, Tunus’da başlayarak diğer bölge ülkelerine sıçrayan ve dünya gündeminin ilk sırasına oturan halk isyanları; temelde siyasal alanı, küçük bir seçkinler grubunun eline terk eden, yozlaşmış siyasal düzene bir tepki olarak ortaya çıktı. Hemen hemen bütün ülkelerdeki eylemciler facebook, twitter gibi sosyal paylaşım ağları yardımıyla örgütlenip; yolsuzluğa, gelir adaletsizliğine ve baskıcı rejimlere karşı sokağa dökülüp ‘daha adil bir düzen’ talep ettiler. Kimi ülkelerde süreç mevcut rejimi simgeleyen isimlerin iktidardan düşmesiyle sonuçlanırken, kimi ülkelerde uluslararası müdahaleye varan gelişmelerin yaşanmasına neden oldu.
Uluslararası medyada, sürekli “Kalaşnikoflu terörist” ya da “Petrol zengini, haremden çıkmayan şişman Arap” imgelerine rastlayan Batı halkları, gösterilerde en önde yer alan kot pantolon giymiş Arap kadınlarını, belki de ilk kez gördüler. Cep telefonu, facebook ve twitter gibi sosyal medya araçlarını kullanarak örgütlenen Arap gençleri, küreselleşmenin bölgede sosyo-kültürel yapıyı nasıl değiştirdiğinin canlı sembolleri oldular.
Kimileri 1830 devrimlerine atıf yaptılar. Kimileri Berlin Duvarı’nın yıkılışıyla, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde sosyalist yönetimlerin birer birer devrilişiyle karşılaştırdılar. Kimilerine göre ise yaşananlar, 2000’lerin başında meydana gelen ‘renkli devrimler’i çağrıştırmaktaydı. Aslında Kuzey Afrika’dan İran’a uzanan çok geniş bir alanda son birkaç aydır yükselen isyan dalgası, daha önce yaşanan halk hareketleriyle birebir benzerlik göstermiyor. Sokaklara dökülüp, Tunus ve Mısır’ın koltuklarından hiç kalkmayacakları düşünülen devlet başkanlarını deviren, Libya’yı İ969’dan beri yöneten Muammer Kaddafi’ye karşı silahlı mücadele başlatan, Yemen, Bahreyn, Ürdün, Cezayir, İran ve Suriye’de ‘değişim’ için sokaklara dökülenlerin karşı çıktıkları statüko her ülkede farklı bir yönüyle dayanılmaz hale gelmişti.
Bürokratik ve katı laik bir polis devleti olan Tunus’da kendisini yakarak isyan ateşini tutuşturan Muhammed Buazizi işsiz gençlerin haykırışı oldu. Mısır’da hayat pahalılığı, ekonomik durgunluk ve işsizlikten şikâyet edenler kadar, Mübarek yönetiminin adaletsizliğini, yolsuzluklarım ve demokrasiyle ilgili sözleri tutmayışım protesto edenler, Tahrir Meydanı’nın, ‘özgürlüğün sembolü’ haline getirdiler. Libya, Yemen ve Bahreyn’de ise ekonomik sorunların önüne, yönetimlerin kabile veya mezhep farklılığı üzerinden sürdürdüğü ayrımcılık geçti. İran sokaklarını dolduranlar, bir önceki cumhurbaşkanlığı seçiminde hile yapıldığı iddialarım tekrar dile getirdiler; siyasi alanda reform yapılmasını istediler. Suriye’de halk baskıcı azınlık rejiminden kurtulmak istiyor.
Birkaç ay öncesine kadar petrol fiyatları, Filistin sorunu veya İran’ın nükleer programı gibi konularla birlikte anılan bu geniş coğrafya, bu kez özgürlük peşinde koşan halk hareketleriyle özdeşleşti. Uluslararası medyada, sürekli “Kalaşnikoflu terörist” ya da “Petrol zengini, haremden çıkmayan şişman Arap” imgelerine rastlayan Batı halkları, gösterilerde en önde yer alan kot pantolon giymiş Arap kadınlarını, belki de ilk kez gördüler. Cep telefonu, facebook ve twitter gibi sosyal medya araçlarım kullanarak örgütlenen Arap gençleri, küreselleşmenin bölgede sosyo-kültürel yapıyı nasıl değiştirdiğinin canlı sembolleri oldular.
Gelişmeleri izleyen bütün analizciler söz birliği etmişçesine, yaşananların ‘domino etkisi’ doğurabileceğini tartışmaya başladılar. Suudi Arabistan’da bile Şii azınlık sokaklara çıktı. Körfez işbirliği Konseyi’nin Bahreyn’e askeri müdahalede bulunurken, aslında bir yandan da Körfez’deki Şii unsurları kışkırtacağından korktuğu İran’a gözdağı vermeye çalıştığı üzerinde durulan bir başka nokta. Değişim taleplerine direnen otoriter iktidarlar ise, sorunu Sünni- Şii ayrımı eksenine oturtarak, 1400 yıllık mezhep çekişmesi üzerinden yönetimlerinin meşruiyetini korumaya çalışıyorlar. Petrol üretimi ve fiyatlarım kullanarak, ne kadar baskıcı olurlarsa olsunlar, gelişmiş ülkelerin kendilerine muhtaç olduğunu gözler önüne sermeyi hedefliyorlar.
Bölgedeki isyan ateşi bir süre daha yanmaya devam edecek gibi gözüküyor. Dahası Tunus ve Mısır’da olmadığı biçimde, bazı ülkelerde statükonun, değişim isteyenleri daha fazla güce başvurarak sindirmeye çalışacağına dair güçlü işaretler yükseliyor. 2009’da Kahire’de yaptığı tarihi konuşmada, bütün bölgede değişim çağrısı yapan ABD Başkanı Barack Obama’nın, bölge halklarının taleplerini, Batı dünyasının ‘stratejik çıkarlarına’ kurban edeceği düşüncesi, muhaliflerin değişimin bir gün gerçekleşeceği inançlarım zayıflatsa da, sokaklarda yükselen ses yankılanmaya devam ediyor: “Kifaye! Na’am, Nestati’u” (Yeter! Evet, yapabiliriz).
ABD’NİN BOP’LA YAPMAK İSTEDİĞİ BU DEĞİL MİYDİ?
George W. Bush başkanlığındaki ABD’nin 2003’te Irak’a saldırıp, Saddam Hüseyin’i devirmesinden sonra bölgede en fazla konuşulan konu, Büyük Ortadoğu Projesi’ydi (BOP). Haziran 2004’de ABD’de yapılan G-8 Zirvesi’nde Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi (GOKAP) adını alan bu girişim, Arap dünyasının demokrasiye geçmesinin zamanı geldiğini vurgulamıştı. Proje’ye dayanak teşkil eden UNDP Arap insani Kalkınma Raporu, 22 Arap ülkesinde yaşayanların yansının günlük 2 doların altında gelire sahip olduğunu ortaya koymuş ve bölgede 2020 yılına kadar 50 milyon kişiye iş yaratılması gerektiğinin altını çizmişti. Aynı rapora göre, bölge halkları temiz suya erişimden internet kullanımına, temel sağlık hizmetlerinden okuma yazma oranına kadar pek çok açıdan dünya ortalamasının altındaydı. Raporu dayanak alan Bush yönetimi, bölge ülkelerinin eş zamanlı olarak hızlı bir ekonomik ve siyasi dönüşüm yaşaması gerektiğini dile getiriyor, insan haklan ve demokrasinin geliştirilmesini istiyordu.
GOKAP’a Arap dünyasından iki farklı tepki geldi. Mısır, Ürdün ve Yemen gibi bazı ülkelerin yönetimleri girişime görünürde destek olurken, aslında bildiklerini okumaya devam ettiler. Öncülüğünü sivil toplum örgütleri, aydınlar ve işadamlarının oluşturduğu platformlar ise, bölgeye demokrasinin mutlaka gelmesi gerektiğini fakat dışarıdan ‘demokrasi aşılanmasına’ karşı olduklarını ifade ettiler.
Bugün Batı dünyasının bölgedeki muhalif hareketler karşısındaki tutumu, bu yönüyle son derece çarpıcı bir çelişkiyi de gözler önüne seriyor. Sadece birkaç yıl önce Arap ülkelerinde ‘demokrasinin yaygınlaşması’ için projeler geliştirenler, bugün demokrasi hedefleyen hareketlerin tamamına aynı şekilde destek vermiyorlar. Mısır’da Hüsnü Mübarek’i istifaya zorlayan tutum, Yemen ve Bahreyn için ortaya çıkmıyor. Dahası Arapların “demokrasiye hazır olmadıkları” şeklinde, oryantalist siyasi analizler Batı medyasına hâkim olmuş durumda.
BÖLGEDE NELER OLUYOR?
TUNUS: 7 Aralık 2010’da, Muhammed Buazizi’nin seyyar satıcılık yaptığı tezgâhının elinden alınması ve gördüğü şiddet üzerine kendini yakması, Tunuslular’ın sokağa dökülerek rejim karşıtı protestolar düzenlemelerine yol açtı. Verdiği tavizlere rağmen, protestoların kesilmemesi üzerine Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali 14 Ocak’da ülkeyi terk etti. Ardından, başbakan Muhammed Gannuşi liderliğinde ulusal birlik hükümeti kuruldu. Bu süreçte Nahda hareketinin sürgündeki lideri Reşid Gannuşi ülkeye döndü. Halkın, yönetimde eski isimleri istemeyerek protestolara devam etmesi üzerine Gannuşi 27 Şubat’da istifa etti.. Gannuşi’nin yerine Habib Burgiba döneminde Dışişleri Bakanlığı yapmış olan Beyci Cahid Essebsi geçici başbakan olarak atandı. Yeni hükümet, Bin Ali’nin gizli polis teşkilatım dağıtmanın yanı sıra, Nahda’nın gelecek seçimlere katılmasına ve yeni partiler kurulmasına izin verdi.
MISIR: Tunus’daki halk ayaklanması ocak ayı sonundan itibaren Mısır’daki kitleleri de etkiledi. Ülke 25 Ocak’dan itibaren Mübarek rejimini devirmeyi hedefleyen protestolara sahne oldu. 26 Ocak’da Mısırlılar’ın ‘Gazap Cuması’ adını verdikleri eylem ülkenin büyük kentlerinde kitlesel ayaklanmaya dönüştü. Son dönem Mısır siyasetinin önemli figürlerinden Muhammed el Baradey ülkeye dönerek, protestoculara destek verdiğim ve geçiş döneminde yönetime talip olduğunu açıkladı. Mübarek bir sonraki devlet başkanlığı seçiminde aday olmayacağını taahhüt etmesine ve İstihbarat Şefi Ömer Süleyman’ı başkan yardımcısı olarak atamasına rağmen protestoları durduramadı. Mısır ordusunun desteğini yitiren Mübarek, 11 Şubat’da istifa etti. Başkanlık seçimlerine kadar yönetimi devralan ordu, meclisi feshetti ve anayasayı askıya aldı. 22 Şubat’da Ahmet Şefik’in kurduğu yeni hükümette Vefd Partisi’nden ve Baradey’in Değişim İçin Ulusal Koalisyonu’ndan isimler yer aldı. Bu süreçte kitlesel hareketin hızı kesikliyse de ordunun yeni adımlar atmasını talep eden eylemciler gösterilerine devam ettiler. 3 Mart’da ordu Ahmet Şefik’in istifasını kabul etti, eski Ulaştırma Bakanı Essem Şefik’i yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi. Seçimlere ilişkin yeni düzenlemeleri de içeren anayasa değişiklikleri, Müslüman Kardeşler dışındaki muhalefetin karşı çıkmasına rağmen 19 Mart’da referandumla kabul edileli. Ülke, Eylül’de gerçekleşecek parlamento seçimlerine hazırlanıyor.
ÜRDÜN: 6 Ocak’da Ürdün’de İslamcı ve solcu muhalifler ülkedeki yoksulluğu ve gıda fiyatlarındaki artışları protesto etmek amacıyla meclis binası önünde gösteri düzenlediler. Muhalefet, kralın geniş yetkilerine ve yolsuzlukla suçladıkları Başbakan Samir Rifai’ye yönelik eleştirilerini artırdı. Kral II. Abdullah, Rifai’yi görevden alarak yerine Maruf el Bahit’i atayıp siyasal reformlar gerçekleştirmekle görevlendirdiyse de, bu hamle muhalifleri yatıştırmaya yetmedi. 24 Mart’da siyasal reform talebiyle Amman’ın merkezinde kamp kuran muhalif gençler ile polis ve rejim yanlıları arasında çatışmalar çıktı.
YEMEN: Yemen’deki muhalifler de Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih’in görevi bırakması için başkent Sanaa’da toplandılar. Yemen’deki hareket Tunus ve Mısır’daki kadar büyük bir kitlesel desteğe sahip değildi. Muhalefet mecliste görüşülmekte olan anayasa değişikliğinin Salih’e ömür boyu başkanlık yolunu açmasından
rahatsızdı. Salih 2 Şubat’da kendisinin ve oğlunun gelecek seçimlerde aday olmayacağını açıkladı; daha sonra da 10 Mart’da yeni bir anayasa ve referandum sözü verdi. Ama Salih’in istifasını talep eden protestolar durulmadı. 21 Mart’da ordudaki bazı üst düzey komutanların muhaliflere katıldıklarını açıklamasından kısa bir süre sonra ülkede olağanüstü hal ilan edildi. Yüzden fazla göstericinin yaşamını yitirdiği gösteri ve çatışmalar sürüyor.
BAHREYN : Ülke nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Şifler, yönetimde adil bir temsile sahip olmadıkları ve ayrımcılığa uğradıkları gerekçesiyle Şubat 201 l’de Sünni monarşiye karşı ayaklandılar. Artan protestolarla baş edemeyen Bahreyn yönetiminin talebi üzerine Suudi Arabistan öncülüğündeki KİK (Körfez İşbirliği Konseyi) güçleri 14 Mart’da ülkeye giriş yaptılar. Hemen ardından ülkede olağanüstü hal ilan edildi ve muhalefet üzerindeki baskı arttı. KİK müdahalesi İran’ın tepkisini çekti.
LİBYA : Bingazi merkezli halk ayaklanması Şubat 2011 ortasında patlak verdi. İsyancılar, Mısır ve Tunus’dan farklı olarak, ordunun bir bölümünün desteğini alıp Muammer Kaddafi’ye karşı silahlı mücadeleye başladılar ve bazı kentlerin kontrolünü ele geçirdiler. Daha sonra Kaddafi isyancıların eline geçen kentleri geri almak için yoğun karşı harekât başlattı. Kaddafi güçlerinin Bingazi’ye dayanması üzerine BM Güvenlik Konseyi 17 Mart’da aldığı kararla Libya hava sahasını uçuşa kapattı ve sivilleri koruma amaçlı askeri müdahaleye yeşil ışık yaktı. 19 Mart’dan itibaren ABD, İngiltere ve Fransa öncülüğündeki koalisyon güçleri Kaddafi güçlerine bağlı hedefleri havadan ve denizden bombalamaya başladılar. 27 Mart itibariyle tüm operasyonların komutası NATO’ya devredildi. Bu sırada isyancıların Bingazi’den Batı’ya doğru başlattıkları yeni hücum Sirte’ye kadar ulaştıysa da kısa sürede Kaddafi güçleri tarafından geri püskürtüldü.
SURİYE: 15 Mart’da Şam’da küçük çaplı olarak başlayan gösteriler daha sonra Deraa kentine sıçradı. Kentin duvarlarına reform yanlısı grafitiler çizen bir grup gencin tutuklanması üzerine halk sokaklara dökülerek İ963’den beri yürürlükte olan olağanüstü halin kaldırılması ve reform talebinde bulundu. Göstericilerle polis arasındaki çatışmalarda onlarca kişi yaşamım yitirirken olaylar başka kentlere de sıçradı. Esad’ın Deraa valisini görevden almasına ve hükümetin istifasını kabul etmesine rağmen protestolar durulmadı. Esad 30 Mart’da halka hitaben yaptığı konuşmada olaylardan ‘dış mihraklar’ı sorumlu tutarken reform yönünde fazla sinyal vermiyordu.
CEZAYİR ve FAS : Bölgedeki isyan dalgası kısa sürede Cezayir ve Fas’a da yayıldı. Cezayir hükümeti 12 ve 19 Şubat’daki protestoların ardından, ülkede 19 yıldır uygulanan olağanüstü hal yasalarını kaldırdığını ilan etti. Fas sokaklarında da 20 Şubat ve 20 Mart’da siyasal reform talep eden geniş katılımlı protesto gösterileri düzenlendi. Bunun üzerine Kral VI. Muhammed bağımsız yargının oluşturulması, siyasal partilerin gücünün arttırılması ve yeni anayasa hazırlanmasını kapsayan reform programının yürürlüğe gireceğini açıkladı. Atılan adımlara rağmen iki ülkede de sular durulmuş sayılmaz.
NEDEN ŞİMDİ?
Ayaklanmaların zamanlamasını etkileyen faktörlerden birinin, 2000’lerin sonunda ABD’nin bölgedeki konumunda meydana gelen değişiklik olduğu söylenebilir. Bush döneminde özellikle Irak’da ciddi sorunlar yaşayan ABD, 2OO9’da Obama’nın iktidara gelmesiyle birlikte bölgede eski hataların tekrarlanmayacağı ve saldırgan politika izlenmeyeceğinin sinyallerini vermişti. Buna Obama’nın bölgede değişimi öne çıkaran söylemi de eklenince, bölgenin Batı yanlısı otoriter rejimleri en büyük dayanaklarından mahrum kalırken, rejim karşıtı halk hareketleri için de daha geniş bir hareket alanı doğdu.
Böyle bir dış ortamda, halk ayaklanmalarını tetikleyen iç etmenler, görece liberal ekonomik sistemlere sahip bölge ülkelerindeki insanların, işsizlik, hayat pahalılığı, sosyal adaletsizlik ve ayrımcılık gibi nedenlerle yaşadıkları hayal kırıklığı ve bunu ifade edebilecekleri özgür bir siyasal sistemin bulunmamasıydı. Bu durum, özellikle artan genç nüfus için rahatsız ediciydi. Bu ortamda, bir yandan siyasal İslamcı muhalefet güç kazanırken, diğer yandan yine 2000’lerin ikinci yansında yaygınlık kazanan yeni medya araçları (sosyal paylaşım ağları ve bloglar) sayesinde, gençler daha özgürlükçü bir ifade ve örgütlenme alanına sahip oluyordu. Sonuçta, gençlik örgütlenmelerinin bölgedeki ayaklanmaların önemli bir kısmına ön ayak olduklarını gördük. Ayaklanmaların yayılma hızında da yine yeni medya araçlarının ve uydu üzerinden yayın yapan Arapça kanalların büyük etkisi oldu.
NERENİN ‘ORTA’SI? KİMİN ‘DOĞUSU?
Bu dosyayı oluşturan yazılarda, ‘Ortadoğu’ terimini kullanmamaya özen gösterdik. Yine de, bölgeye Avrupa’dan bakan sömürgeci siyasal tasarımın ürünü olmasına rağmen ‘Ortadoğu’ (ve bazı dillerde ‘Yakındoğu’), bölgeyi tanımlamak için en yaygın şekilde kullanılan terim olagelmiştir. Aynı sömürgeci siyasal tasarımın ürünü olan ‘Uzak Doğu’ terimi ise, yerini zamanla ‘Doğu Asya’ya bırakmıştır. ‘Ortadoğu’ için de Avrupa merkezli olmayan bir dizi alternatif kavram üretme çabalan mevcuttur.
Şimdiye kadar ‘Ortadoğu’ kavramına karşı geliştirilen en ciddi alternatif, Birleşmiş Milletler tarafından da benimsenen ve tamamen coğrafî bir nitelik taşıyan ‘Batı Asya’ kavramıdır. Coğrafî anlamda daha doğru olması açısından ‘Güney Batı Asya’ kavramı da tercih edilebiliyor. Ayrıca, Kuzey Afrika’daki Arap devletlerini de içine katacak şekilde, ‘(Güney) Batı Asya ve Kuzey Afrika’ olarak genişletilebiliyor.
Bunun dışında, bölge nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Arapların yaşadığı coğrafyayı ifade etmek için kullanılan ‘Arap Dünyası’ terimine, özellikle Arapça yazında sıklıkla rastlanır. Ama bu terim, Arap merkezli olduğu ve Arap olmayan bölge halklarını (Türider, Farslar, Kültler, Berberiler, Yahudiler, vd.) dışladığı için eksik saydır.
Daha çok Avrupa Birliği tarafından tercih edilen ‘Güney Akdeniz’ ve ‘Doğu Akdeniz’ kavramları, etnik bir ön yargı taşımamasına rağmen, Akdeniz’e kıyısı olmayan bölge ülkelerini (örneğin Körfez ülkeleri) dışladığı için eksiktir.
Son olarak, Akdeniz, Kızıldeniz, Basra Körfezi, Hazar Denizi ve Karadeniz arasındaki bölgeyi tanımlamak amacıyla geliştirilen ve Türkçe yazında ilk olarak Prof. Dr. Oral Sander tarafından kullanılan ‘Beş Deniz Yaylası’ kavramı, orijinal ve nesnel bir ifade olmasına rağmen fazlaca taraflar bulmamıştır.
Sadece birkaç yıl önce Arap ülkelerinde 'demokrasinin yaygınlaşması’ için projeler geliştirenler, bugün demokrasi hedefleyen hareketlerin tamamına aynı şekilde destek vermiyorlar. Mısır’da Hüsnü Mübarek’i İstifaya zorlayan tutum, Yemen ve Bahreyn için ortaya çıkmıyor. Dahası Arapların “demokrasiye hazır olmadıkları” şeklinde, oryantalist siyasi analizler Batı medyasına hâkim olmuş durumda.
DEĞİŞİM TİYATROSU’NUN ESKİ VE YENİ AKTÖRLERİ MISIR
Hüsnü Mübarek: 1981 ’de Enver Sedat’ın bir suikast sonucu öldürülmesiyle devlet başkanı olan Mübarek, 30 yıl boyunca ülkeyi küçük bir elit grubu ve ordunun desteğiyle yönetti. Subay kökenli olan Mübarek, Sedat döneminde başlatılan liberal ekonomik reformlara devam ederken, ciddi siyasal reformlara hiç yanaşmadı. 25 Ocak’da başlayan ve rejimi hedef alan halk ayaklanmalarım polis gücüyle bastırmaya çalışan Mübarek, ordunun desteğini kaybedince, 11 Şubat 2011 ’de istifa etti.
6 Nisan Gençlik Hareketi: Hareket 6 Nisan 2008’de Mısır’ın sanayi kenti el Mahalle el Kübra’da grev yapmayı planlayan işçilere destek olmak amacıyla, Ahmed Mahir tarafından facebook üzerinden örgütlenen gösterilerden ilham aldı. Hareket, Ocak 201 l’de Mısır’daki gösterileri internet üzerinden örgütleyip sokakta aktif siyaset yürüttü. Genellikle farklı politik görüşlere sahip gençleri bir araya getiren ise Mübarek rejiminin yolsuzluğu, işsizlik ve despotizmi idi.
Muhammed el Baradey: Eski Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Baradey, 2010 parlamento seçimleri sırasında Mısır’a dönerek, Değişim İçin Ulusal Koalisyon’u oluşturdu. Ama seçimlere hile karıştığı gerekçesiyle sonuçlan kınadı ve ülkeden ayrıldı. Mısır’da geniş çaplı gösterilerin başlamasının ardından, 27 Ocak 201 l’de Mısır’a dönen Baradey, geçiş döneminde devlet başkanlığına talip olduğunu açıkladı. Baradey, halk kitlelerinin desteğine sahip olmasa da ayaklanmaların devam ettiği süreçte, Mısır siyasetinde aktif bir rol almaya devam ediyor.
Müslüman Kardeşler: 1928 yılında Mısır’ın İsmailiye kentinde Haşan el Benna tarafından kuruldu. Modern bir İslami toplum kurmayı hedefleyen ve bunun için de Kuran’ın kılavuzluğunu savunan örgüt, Nasır döneminde baskı akına alınınca yer altına çekilmek zorunda kaldı. 1970’lerde bölgede siyasal İslam’ın yükselişe geçmesiyle bir toplumsal muhalefet hareketi kimliği kazanan örgüt, Mübarek döneminde baskı görmeye devam etti. Parlamento seçimlerine bağımsız adaylarla girerek Mısır siyasetinde geniş kitlelere hitap eden Müslüman Kardeşler, son dönemde yaşanan protestolara destek veren önemli muhalif kesimlerden biriydi.
BAHREYN
Hamid ibn İsa el Halife: Bahreyn’i İ8.yüzyıldan beri emir ünvanıyla yöneten el-Halife ailesinin üyesi olan Hamid ibn İsa el Halife, 1999 yılında babasının ölümü üzerine iktidarı devraldı. El Halife, 2002’de bir anayasa ilan etti. Bu anayasaya rağmen Bahreyn krallık ünvanını alarak anayasal monarşi statüsüne sokuldu.
Vifak Hareketi: Ulusal İslami Anlaşma Koalisyonu olarak da bilinen Vifak, Bahreyn’in en büyük partilerinden biridir. Ülke nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Şiileri temsil ediyor. Hareketi, yeni anayasanın yönetici elitlere ve atanmış Danışma Meclisi üyelerine seçilmişlerden daha çok yetki tanıdığı gerekçesiyle, 2002’deki genel seçimlerini boykot etmişti. 2010 seçimlerinde ise parlamentodaki 40 sandalyeden İ8’ini kazandılar. Şiilerin siyasal alanda yeterince temsil edilmemesi rejime yönelik en önemli eleştirilerinden biridir.
ÜRDÜN
Kral II. Abdullah: İ999’da vefat eden Kral Hüseyin’in en büyük oğlu ve halefi olarak aynı yıl Ürdün tahtının başına geçti. Hz. Muhammed’in soyundan geldiğine inanılan Haşimi hanedanına mensuptur. İktidarı boyunca diğer Arap ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmiş, liberal ekonomik reformlara ağırlık vermiş, buna karşın demokratikleşme yönündeki adımları çok sınırlı kaldı. 2011 başında artan protestolar karşısında daha fazla siyasal reform sinyali verdi.
İslami Hareket Cephesi: Müslüman Kardeşler’in Ürdün kolunu temsil eden siyasal İslamcı bir siyasal partidir. Ürdün’de siyasal parti yasağının kalkmasından bir yıl sonra, İ992’de kuruldu. Zeki Beni İrşit’in liderliğini yaptığı parti, ülkedeki en büyük ve organize muhalif hareketi olmakla birlikte, mücadelesini yasal zeminde gerçekleştirmekte ve genelde Kral’la diyalog halindedir.
YEMEN
Ali Abdullah Salih: 1978-1990 arası Kuzey Yemen’in; 1990’daki Kuzey-Güney birleşmesinden beri de Yemen Cumhuriyeti’nin devlet başkanıdır. 11 Eylül olaylarından sonra ABD’nin ‘terör’e karşı açtığı savaşa destek vererek Batı’nın takdirim kazanmıştı. 1990’lardan bugüne, kuzeyde Şii aşiretler ile El Kaide’ye, güneyde de ayrılıkçı hareketlere karşı mücadele vererek iktidarım ve ülkenin bütünlüğünü korumaya çalıştı. 2011 başında artan protestolar karşısında, 2013’teki başkanlık seçimlerinde tekrar aday olmayacağım açıkladı.
Ortak Buluşma Partileri: Yemen’deki en büyük muhalif partiler koalisyonudur. 2002’de farklı ideolojilere (sosyalist, milliyetçi, İslamcı, kabileci) sahip beş muhalif partinin bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Liderliğim hâlihazırda Yasin Numan’ın yaptığı hareket, Ali Abdullah Salih’in iktidarına açıktan meydan okuyor, 2011 başında alevlenen protestoların da ön saflarında yer alıyor.
LİBYA
Muammer Kaddafi: İ969’da kansız bir darbeyle Kral İdrisi’yi devirerek Libya’da monarşiyi ilga etmiştir ve o tarihten beri ülkenin lideri konumundadır. 1970’ler ve 8O’ler boyunca Batı karşıtı, radikal ve pan-Arabist bir politika izleyen Kaddafi, 9O’larda dış politikasını daha çok Afrika’ya yöneltti. İ999’dan itibaren Batı’yla ilişkilerini düzeltmeye başlamış, özellikle terör ve yasadışı göçle mücadele alanlarında Batı’nın bölgedeki ortaklarından biri oldu. Devlet, ordu ve ekonominin kilit noktalarında görev yapan çocukları arasında en fazla öne çıkanı, daha reformist ve Batı yanlısı bir imaj çizmiş olan Seyfül İslam Kaddafi’dir. 2011 başındaki isyanlarla birlikte ülkenin önemli bir bölümü üzerindeki iktidarım kaybeden Muammer Kaddafi ve oğlu Seyül İslam, her fırsatta isyancılara meydan okumayı sürdürdü.
Libya Ulusal Geçiş Konseyi: 27 Şubat 2011’de Libya’da sürmekte olan halk isyanına siyasal bir vücut ve eş güdüm kazandırmak amacıyla Kaddafi karşıtları tarafından Bingazi’de oluşturuldu. Ülkenin çeşitli bölgelerini temsil eden 31 üyeden oluşan Konsey’e Eski Adalet Bakam Mustafa Muhammed Abdülcelil başkanlık ediyor. Silahlı birlikleriyse Eski İçişleri Bakam Abdulfettah Yunus komuta ediyor. Konsey, bazı önemli Avrupa ve Arap devletleri tarafından Libya halkının tek meşru temsilcisi olarak tanınıyor.
TUNUS
Zeynel Abidin bin Ali: İ987’de başbakan olarak atandıktan kısa bir süre sonra kansız bir darbeyle, Tunus devlet başkanlığı görevini sağlığı giderek kötüleşen Habib Burgiba’dan devraldı. İ987’ye kadar çeşitli üst düzey ordu ve devlet görevlerinde bulundu. Ocak 201 l’de zirveye ulaşan halk ayaklanması sonucunda ülkeyi terk eden Abidin bin Ali, iktidarı boyunca ülkeyi polis ve istihbarata dayanan baskıcı bir rejimle yönetti. Başta İslamcı hareketler olmak üzere muhalif hareketleri sert bir şekilde bastırıldı ve ülke ekonomisindeki yolsuzluklarla aile çevresi büyük bir servet edindi.
Nahda Partisi: İ98l’de Reşid Gannuşi ve Abdülfettah Muru tarafından kurulan İslami Eğilim Hareketi’nin devamı olan siyasal İslamcı bir partidir. Sosyal adalet, demokrasi ve dine toplumsal hayatta daha fazla yer vermek amacıyla şiddet içermeyen yöntemlerle mücadele etti. Kuruluşundan bu yana yasaklı olan parti, Abidin bin Ali rejiminin yıkılmasından sonra, Şubat 2011’de yasal hale geldi. Partinin liderliğini, İ993’ten beri sürgünde bulunan ve Ocak 2011’de Tunus’a dönen Reşid Gannuşi yürütüyor.
CEZAYİR
Abdülaziz Buteflika: İslamcı gruplar ile hükümet güçleri arasında İ99l’den beri devam eden iç savaşa son verme vaadiyle, İ999’da ordunun da desteğiyle Cezayir devlet başkanlığına seçildi. Daha önceden dışişleri bakanlığı görevinde bulundu. 2004 ve 2009’da gerçekleşen başkanlık seçimlerini de kazandı. İktidarı sırasında bir yandan İslamcı militanlarla pazarlık yaparak iç savaşı sona erdirirken, diğer yandan çeşitli reformlarla Berberi protestolarını yatıştırmaya çabaladı. 2OO6’dan itibaren ise, İslami Mağrip için El Kaide örgütünün ülkede güçlenen varlığı ve artan eylemleriyle
mücadele etmeye çalıştı. 2011 başında ülkeye yayılan halk gösterileri sonucunda, İ992’den beri yürürlükte olan sıkıyönetime son verdi.
Demokrasi ve Değişim için Ulusal Koordinasyon: 2011 başında, Tunus ve Mısır’da meydana gelen halk ayaklanmalarından ilham alarak kurulmuş bir muhalif örgütler topluluğudur. Başkent Cezayir’de düzenledikleri çeşidi gösterilerde Buteflika’nın istifası ve acil siyasal reform çağrısında bulundular. Hareket içerisinde Berberi kökenli seküler muhalif Said Sadi’nin Kültürel ve Demokratik Birlik partisinin önemli bir rolü vardır. Hareket ve protestolar, halk kitleleri ve İslamcı muhalefet nezdinde fazla destek görmedi.
FAS
Kral VI. Muhammed: 1999’da vefat eden Kral II. Hasan’ın oğlu ve veliahdı olarak Fas tahtına geçti. Hz. Muhammed’in soyundan geldiğine inanılan Alevi hanedanına mensuptur. İktidarı boyunca yoksullukla mücadele ve insan haklan alanlarında bazı adımlar attı, ama siyasal gücü elinde tutmaya devam etti. Avrupa Birliği ile iyi ekonomik ilişkiler içinde olan ve ABD’nin ‘terör’e karşı savaşma tam destek veren kral, 2011 başında artan protestolar karşısında anayasa değişikliği ve krallık yetkilerini azaltma sözü verdi.
20 Şubat Hareketi: Mısır ve Tunus’daki halk ayaklanmalardan ilham alarak internet aracılığıyla oluşturuldu ve ilk demokrasi yanlısı eylemini 20 Şubat 2011’de ülke çapında gerçekleştirdi. Bunu 20 Mart’daki gösteriler izledi, içerisinde çeşitli ideolojilerden gençlik hareketlerini, insan haklan örgütlerini ve sivil toplum kuruluşlarını barındıran Hareket, kralı devirmekten ziyade, başbakanın istifasını ve krallık yetkilerini azaltacak siyasal reformlar istiyorlar.
SURİYE
Beşir Esad: Suriye’nin bir önceki devlet başkam olan babası Hafiz Esad’ın 2000’deki ölümü üzerine göreve geldi. Alevi kökenli olan Beşar Esad, ülkeyi tek başına yöneten Baas Partisi’nin de lideridir. Devlet başkanı olduktan sonra ekonomik ve siyasal reform sözü verdiyse de bu alanda önemli bir girişimde bulunamadı. Mart 2010’da Deraa’da alevlenen ve diğer kentlere de sıçrayan protestolar nedeniyle iktidarının en zor günlerini yaşıyor.
2010 sonundan itibaren bölgeyi kasıp kavuran halk ayaklanmaları, son 30 yıldır bölgede hüküm süren ve sonu hiç gelmeyecek izlenimi veren otoriter ama ‘istikrarlı’ rejimlerin adeta ölüm fermanım yazmaktadır. Devrimlerin ne kadar ileri gidebileceğini tahmin etmek kolay olmasa da, korku içinde yaşama ve boyun eğme sırasının artık otoriter rejimlerde olduğu açık. Zira, rejimlerin hayatta kalmak için izlediği stratejiler artık eskisi kadar işe yaramıyor. Halka verilen tavizler daha fazlasının talep edilmesine neden olurken, halka karşı kullanılan şiddet de aynı oranda tepki ve öfke yaratmaktadır.
Ayaklanmaların zamanlamasını etkileyen faktörlerden birinin, 2000’lerln sonunda ABD’nin bölgedeki konumunda meydana gelen değişiklik olduğu söylenebilir. Bush döneminde özellikle Irak’da ciddi sorunlar yaşayan ABD, 2009’da Obama’nın iktidara gelmesiyle birlikte bölgede eski hataların tekrarlanmayacağı ve saldırgan politika izlenmeyeceğinin sinyallerini vermişti. Buna Obama’nın bölgede değişimi öne çıkaran söylemi de eklenince, bölgenin Batı yanlısı otoriter rejimleri en büyük dayanaklarından mahrum kalırken, rejim karşıtı halk hareketleri için de daha geniş bir hareket alanı doğdu.