Toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili olarak kurumların ihtiyaçlarının belirlenmesinden bu ihtiyaçlara dair aksiyon planlarının geliştirilmesine ve uygulanmasına pek çok farklı katmanda içerik üreticisi, danışman ve eğitmen olarak çalışmalar yapıyorum. Bu yazıda amacım genel hatlarıyla bu çalışmaların başlangıç ve gelişim sürecini hangi perspektiften ele aldığımı ortaya koymak.
Nereden Başlamalı?
Toplumsal cinsiyet eşitliği konusu kurumlar için özellikle de şirketler için sadece doğru olanı yapmak anlamına gelmiyor. Son yıllarda birbiri peşi sıra açıklanan araştırma raporları bu alanda yapılan çalışmaların fark yarattığını oldukça açık bir şekilde ortaya koyuyor. Kadın ve erkek çalışan sayılarını eşit seviyeye taşımanın, kadın yönetici sayısını arttırmanın akıllıca bir tercih olduğunu yine bu raporlarda net olarak görmek mümkün. Herkesin erişimine açık ve internetten kolayca ulaşılan Gallup (2014), McKinsey (2015), Morgan Stenley (2016) ve McKinsey (2017) tarafından yapılan araştırmalar toplumsal cinsiyet eşitliğinin kârlılık ve değer yaratmaya pozitif etkisini sayısal olarak ortaya koyuyor. Bu raporlara göre özellikle yönetici kademesinde kadın ve erkek profesyonel sayısını eşitlemeye yaklaşan şirketler diğer şirketlere göre EBIT (Earnings Before Interest and Taxes - Faiz ve vergiden önceki gelir) gibi finansal verilerde avantajlı sonuçlar elde ediyor.
Farklı denetim ve araştırma şirketleri tarafından hazırlanan benzeri raporlar kurumları hem doğru olanı, hem de akıllıca olanı yapmak üzere harekete geçiriyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusuyla ilgili harekete geçen şirketler, üniversiteler, kamu kurumları veya sivil toplum kuruluşlarına yaptığım ilk ziyaretlerde toplantı genelde aynı soruyla açılıyor: “Nereden başlamalı?” Ben ise soruya şöyle bir soruyla yanıt veriyorum: “Şu an neredesiniz?”
Neden soruya, bir soruyla yanıt vererek başlıyorum derseniz, bunun birden fazla sebebi var. Sebeplerden en önemlisi toplumsal cinsiyet eşitliği konusunun olgusal ve ölçülebilir bir içeriğe sahip olması. Konunun her adımının ölçülebilir olduğunu vurgulamak, kurumların özellikle şirketlerin konuyu sadece bir proje olarak değil uzun soluklu ele alma yaklaşımını güçlendiriyor. Kurumun nerede olduğunun objektif şekilde tespit edilmesi, hangi alanlarda neler yapabileceğini de belirleyen başlangıç çizgisini oluşturuyor. Açılış toplantılarında aşağıdaki cümlede mutabakat sağlamak iyi ve güçlü bir başlangıç yapmayı kolaylaştırıyor.
Ölçülebilir Bir Konu: Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
Toplumsal cinsiyet eşitliğinin hayata geçirilmesi projesi konusunda ilk adım bunun ölçülebilir olduğu şeklindeki temel bakış açısında ortaklaşmak. Ancak bu ortaklaşmayla birlikte, olası projeyi belirleme, adımları şekillendirme ve çıktıları netleştirme konularında hızlıca harekete geçilebiliyor. Kurumun kendisini, toplumsal cinsiyet eşitliği açısından nerede gördüğüne dair sorgulamaya başlaması hem geçmişe yönelik bir analizin, hem de gerçekçi bir gelecek tahayyülü kurmanın kapılarını açıyor. Durum tespitinin tanımlanabilir olduğunu fark etmek, diğer adımları atmak için kuruma cesaret veriyor.
İkinci önemli aşama kurumun toplumsal cinsiyet eşitliği konusunun neresinde olduğunun olgusal olarak ortaya konması oluyor. Farklı alanlarda ve değişik şekillerde karşımıza çıkan eşitsizliğin standart tek bir reçeteyle çözümlenmesi mümkün değil. Genel olarak üç ana başlıkta durum tespiti yapmak başlangıç için yeterli oluyor.
• Temsil: Çalışan sayısı dağılımı, çalışanların hangi görevlerde olduğu, ne kadarlık bir bütçeye sahip oldukları, STEAM (Science, Technology, Engineering, Art, Math - Bilim, Teknoloji, Mühendislik, Sanat, Matematik) ile bağlantılı alanlarda kadın istihdamı vb. oranlarının ortaya konması.
• Haklar: Kadın ve erkek çalışanların şirketin sağladığı haklardan hangi oranlarda faydalandıklarının belirlenmesi.
• Uygulama: Toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik gündelik pratiklerin tespiti. Dil kullanımı, ast-üst ilişkisi v.b.
Küresel Cinsiyet Uçurumu’nun Neresindeyiz?
Bir örnek üzerinden bu ikinci aşamayı şöyle somutlaştırabiliriz: Dünya Ekonomik Forumu’nun her yıl dört ana başlıkta (kadınların ekonomiye katılımı, eğitime katılımı, sağlığa erişimi ve politikaya katılımı) hazırladığı Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu’nun 2017 sonuçlarında İsveç 4. sırada yer aldı. 2016 yılında da aynı sıradaydı. 144 ülkenin değerlendirildiği bu raporda Türkiye 131. sırada. Geçtiğimiz yıl, yani 2016 yılında ise 130. sıradaydı.
Türkiye’nin öncelikle kaybettiği sıraya geri dönmesi gerekirken İsveç’in takılıp kaldığı bu sıralamayı yukarı yönde değiştirecek adımları atması gerekiyor.
Ölçümlemenin yapıldığı her bir başlık için ayrıca sıralamaya bakmak ve tam o alandan yani mevcut durumdan hareketle ölçülebilir hedefler belirleme noktasına geçmek ikinci adımı şekillendiriyor.
Bu aşamada kurumun toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımını ana akımlaştırması, yani bir yönetim yaklaşımı olarak merkeze alıyor olması oldukça önemli. Ana akımlaştırmayı ise basitçe şöyle tarif edebiliriz: Toplumsal cinsiyet eşitliğine dair politikaların belirlenmesi, uygulama koşullarının netleştirilmesi, hedeflerin açıkça paylaşılması ve hedeflerin ölçülerek sonuçların ortaya konması. Bütün bu aşamaların şeffaf süreçlerle yürütülüyor olması ve bu süreçlerde katılımcılığın en yüksek seviyede sağlanması da bir başka önemli konu başlığı.
Eşitlik konusu merkeze alınmadığında ortaya çıkan projeler sadece bir takım komplikasyonları ortadan kaldıran ve konuyu uzun süreçte görünmez kılan sonuçlar üretiyor. Bunun en güçlü örneklerini bir çok kurumun 8 Mart yaklaşımında gözlemlememiz mümkün. Kadınları merkeze alan reklam kampanyaları kadınların görünürlülüğünü arttırırken, sorulması gereken diğer soruları gölgede bırakmamalı. Bu nedenle konuya mümkün olan her alanda olgusal yaklaşmak uzun vadeli ve kalıcı çözümler üretmenin de garantisi oluyor. Reklam kampanyasını yapan markanın kadın çalışanlarına yaklaşımının olgusal olarak sorgulanması gerekiyor: Kaç kadın çalışanı var? Kadınlar hangi görevlerde? Kurumda kadın işi/erkek işi şeklinde bir bölünme yaşanıyor mu? Kadın ve erkek çalışanlar ücret, ek imkânlar gibi konularda haklara sahip mi? Yönetim kadrosunda kadın ve erkek yönetici dağılımı nasıl?
Benzeri soruları çoğaltmak ve yıllar içinde sormaya devam etmek eşitliği sağlamaya dönük çabaları sürekli kılmak açısından önemli. Üçüncü basamak sürekliliği de belirlememize alan açıyor.
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği için Net Hedefler
Eşitsizlik dikkat edilmediğinde kendini tekrar ve farklı şekillerde üretme kapasitesi olan oldukça yaygın bir sorun. Sadece tek bir projeyi hayata geçirmiş olmak tek başına eşitsizliğin ortadan kalkmasını sağlamaya yeterli değil. Süreklilik başlığı da diğer başlıklarda olduğu gibi kurumun belirleyeceği öznel hedeflerle bağlantılı.
“Kadınların istihdama katılımını arttırmak” bir hedef gibi görünse de, aslında bu haliyle kullanıldığında sadece iyi niyet temennisi olma işlevini yerine getiriyor. İyi niyetlere de ihtiyacımız var. Ancak eşitsizliği ortadan kaldıran, iyi niyetleri uygulamaya dönüştüren projeler. Aşağıdaki sorulara verilen cevaplar uygulamaya geçişi netleştirme işlevini görüyor.
• Kadınların istihdama katılımı nerede, kurumun hangi
alanında arttırılması hedefleniyor?
• Katılımın ne oranda arttırılması hedefleniyor?
• Bunun için hangi araçlar kullanılacak?
• Katılımın sonuçları nasıl ve hangi süreçlerle ölçülecek?
• İstenen sonuç elde edildiğinde bir sonraki basamak ne olacak?
Hedef belirlenirken sorulacak sorular kuşkusuz her bir kurum için farklılaşabilir ve daha da çeşitlendirilebilir. Proje başladıktan sonra değişebilir. Soruların hedefi projeye başladıktan sonra bir noktada sürecin neresinde olunduğuna dair tespitleri yapabilmek.
Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda çalışma yapmak isteyen kurumlarla yola çıkarken başlangıç etabı çalışmalarını bu şekilde özetlemek mümkün. Bu çalışmaları masa başında tamamladıktan sonra ilk hedef saha çalışmaları oluyor. Saha çalışmalarının başında da kurum için toplumsal cinsiyet eşitliğine dair ortak dil oluşturmak geliyor.
Olmazsa Olmaz Ortak Dil
Bir takım temel kavramlara dair algıyı ortaklaştırmadan aynı hedefe doğru hareket etmek oldukça zor. Ortaklaşmaya dair yürüttüğüm çalışmaların merkezini atölyeler oluşturuyor. Atölyelerin merkezine üç temel başlığı ve içeriğini yerleştiriyorum.
• Toplumsal cinsiyet eşitliği ne demek?
• Hangi kavramlar çerçevesinde şekilleniyor?
• Bu kavramların temeli/kaynağı ne?
Bir taraftan konuya dair bilgimizin kaynağının nereden geldiğini anlamaya ve keşfetmeye çalışırken, diğer taraftan toplumsal cinsiyeti yeniden düşünmeyi sağlamak atölyenin asli amacını oluşturuyor. Bugüne kadar yaptığım çalışmalarda konuya dair bilginin kaynağının ağırlıklı olarak medya olduğunu gözlemlediğimi söyleyebilirim. Aile, çevre, gelenekler gibi başlıklar da rahatlıkla sayılabilir, ancak medyanın bunların çok daha ötesinde bir etkisi olduğunu gözlemlemek mümkün. Bu çalışmalarda üzerinde durduğum en önemli konulardan biri konuşulanları hayata geçirme alanlarının fark edilmesi. Kavramlara hakim olmak önemli, ancak bu kavramların hayatta nereye tekabül ettiğinin de fark edilmesi de önemli.
Sayıları azımsanmayacak birçok kurum toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda adımlar attılar ve atmaya devam ediyorlar. Bu kurumlarda çalışan insanları aileleri ve çevrelerindeki insanlarla birlikte düşündüğümüzde etki alanının ne kadar geniş olduğunu daha net fark edebiliriz. Etki alanı oldukça geniş bu adımlar sürekli olduğunda herkes için özgürlüğü ve eşitliği mümkün kılabilir. Hem kamusal hem de özel alanların toplumsal cinsiyet eşitliği ilkelerine sadık kalınarak şekillendirilmesi için bir takım metodlar geliştirmeli ve uygulama alanlarını arttırmalıyız. Global kurumlar kültürel çeşitliliği sağlamaya yönelik adımları hızla atmaya başlamışken ülkemizin kurumlarının da hızlıca öncelikle toplumsal cinsiyet eşitliğini, sonrasında da daha kapsayıcı yaklaşımları barındıran kültürel çeşitliliği ana akımlaştırmasına ihtiyacımız var. Beraber çalışırsak, konuya uygun yöntem ve metodlar geliştirirsek bizler de hızlıca değişimi başarabiliriz. Eşitliğe hepimizin ihtiyacı var.
Sonuç olarak, eşit bir gelecek için basit ve önemli şu soruyu usanmadan ve her aşamada sormalıyız: “Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunun neresindeyiz?