DOSYA: Yeni Türk/İye Sineması

DOSYA: Yeni Türk/İye Sineması

Yeni Türk/iye Sineması dosyası Savaş Arslan, Hasan Akbulut, Haydar Ergülen, Murat Akser ve Deniz Bayrakdar’ın yazılarıyla 1990’ların ortasından bu yana sinemamızda hâkim olan bir dönemi ele alıyor.

DOSYAYI AÇARKEN

Sinema tarihi yazanlar için en zor iş, dönemleri tasnif etmek ve adlandırmak. Çoğu sinema akımı, yeni dalgalar ve genre tanımlarına alışmak yıllar alıyor. Bu dosyada da benzer bir durum var. Yeni Türk Sineması ve/ya Yeni Türkiye Sineması çok da uzak olmayan bir geçmişe atıfta bulunuyor. Aslında Türk Sineması’nın popülerleşmesinin tarihi de o kadar eski değil. Yeni bir sinema dönemini o nedenle 1960’lar Yeşilçam Sineması’nı temel alarak açıklayabiliyoruz. Nijat Özön, Metin Erksan, Halit Refiğ, Alim Şerif Onaran, Giovanni Scognamillo, Burçak Evren, Ayşe Şasa ve daha birçok araştırmacı, yazar ve yönetmenin de öncüler, tiyatrocular, yönetmen-yapımcılar, Yeşilçam ve sonrasına dair farklı dönemleştirmeleri ve adlandırmaları var.

Yeni Türkiye Sineması “Post-Yeşilçam” mı?
İşte Savaş Arslan da bu dönemleştirmeleri Cinema in Turkey: A New Critical History (2011) kitabında ele alıyor ve bazı dönem kavramlaştırmalarını değiştiriyor. Sinema alanında en çok kaynak gösterilen çalışmalardan biri oldu bu kitap, o nedenle de Savaş Arslan’ın dosyamıza davetimizi kabul etmesi çok değerli. Savaş Arslan “Türkiye’de Sinemanın Çoğul Halleri” başlıklı yazısında Yeşilçam “öykülemeye dair alçakgönüllü ve daha doğrudan bir dile sahip bir sinemadır” ve Hollywood ile karşılaştırıldığında “devamlılık, sinemada yanılsama üzerine kurulu anlayıştan farklıdır” diyor. 1980’lerden sonra Yeşilçam’ın ortadan kaybolması kadar, 1990’lar ortalarından itibaren yeni yapımların ortaya çıkmasının da başka soruları akla getirdiğini söylüyor. Bu yeni filmler bir “dalga”mı, yoksa Yeşilçam’ın alttan alta süren ve bir dönüşüm sonrası yeni filmlere evrilen bir hali miydi? Arslan, kitabında bu dönemi Burçak Evren’e atıfla “Post-Yeşilçam” ya da Yeni Türkiye Sineması olarak tanımladığını, ancak bugün baktığında bu yeni dönemin çoğul ve rekabetçi yanıyla geçirdiği aşamalar düşünüldüğünde farklılıklar taşıdığını kaydediyor.
Yeni Türkiye Sineması:
Mutlu Son Yeşilçam’da Kaldı!
“Bugünün Yeni Türkiye Sineması’nda Geçmişi Anımsamak” yazısında ise Hasan Akbulut Yeni Türkiye Sineması’nın kurucularının Yeşilçam ile anlatı ve anlatımları ile kurdukları farkın altını çiziyor. Günümüzde film yapan yönetmenlerin geçmiş hesaplaşmasını kurucu yönetmenler olarak nitelendirdiği Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Yeşim Ustaoğlu neslinden daha da köklü biçimde yaptığını anlatıyor. Bu açıdan Savaş Arslan’ın Burçak Evren’e referans vererek öne sürdüğü Post-Yeşilçam ve Yeni Türkiye Sineması’ndan daha ayrı bir bakışla değerlendiriyor dönemi. Kimlikler, aidiyetler, hafıza ve travmalardan hareket eden ve bunu daha tekil, özgül konulardan yapmaya başlayan film yönetmenleri ve filmleri üzerinden bir yakın sinema tarihi analizi yapıyor, Hasan Akbulut.
“İkinci Yeni Dalga”
Haydar Ergülen bu iki sinema akademisyeninin yazısı arasına şiiri yerleştirerek dönemleştirmesini ve Yeni Türkiye Sineması bakışını kendi şair penceresinden yapıyor. Hatta sinemadan çok şiirden dem vuruyor sanılsa da, o aslında sinemayı anlatıyor, çünkü Eski Yazı:Deneme (2008) kitabında da yaptığı gibi şiirden sinemaya, oradan şehirlere ve hatta Eskişehir sinemalarına ve filmlere sığınıyor şairimiz. “İkinci Yeni Dalga” olarak nitelendiriyor bu dönemi. Şiirden ödünç aldığı kavramla “Birinci Yeni”lere Lütfi Ö. Akad, Yılmaz Güney, Metin Erksan ve Ömer Kavur gibi öncü dediği isimleri dâhil ediyor. Bu yönetmenlerin sinemayı bir olanak olarak gördüklerini ve kendilerini başkalarına açan bir nesil olduklarını dile getiriyor. Sonrasında bu yönetmenlerin “bahçelerinden” beslenen yeni bir neslin “merkezden sınırlara” doğru çektiği sinemayı dile getiriyor. İkinci Yeni, Yeni Dalga, Mikro Sinema ve Yeni Âlem kavramlarını bize armağan eden şair Haydar Ergülen aslında ODTÜ sosyoloji mezunu, biraz reklamcı, çok şair, en çok da denemeci.
Türk Blockbusterları Hollywood’a Karşı
Dergimizin sürekli yazarı, eski hocalarımızdan Murat Akser “Türk Sinemasında Blockbusterlar” başlıklı yazısında askerî bir terimden türeyen bu çok satan filmler ve bağlı endüstrileri de içine alan geniş toplu pazarlama yöntemini ele aldı. Sinema salonlarının yerini alışveriş merkezleri içindeki küçük ve orta ölçekli film gösterim salonlarının alması ile çok farklı bir boyuta taşınan filme gitme, film izleme eyleminin pazarlama-tüketim kültürünün bir parçası olarak ülkemizde de yaygınlaşmasını anlatıyor. Amerika’da çok eskiden beri varolan, Yeşilçam’da masum ve nadir örnekler dışında rastlanmayan filmle bağlantılı ürünlerin pazarlanmasını; GORA, Revep İvedik, Fetih gibi filmleri örnek vererek günümüzde yaygınlaşmasını dile getiriyor. Türkiye’de 2000’lerden bu yana dikkat çeken blockbusterların önündeki sorun alanlarına dikkat çekiyor.
“Memleketimden Manzaralar”
Deniz Bayrakdar “Yeni Türk/iye Sineması: Memleketimden Manzaralar” başlıklı yazısında ise “Yeni Türk Sineması” ve “Yeni Türkiye Sineması” tanımlamalarının ortaya çıkış, dönüşme ve kırılma noktalarını ele alıyor. Kavramın daha da eskiye giden bir kültür ve kimlik oluşturma stratejisinin parçası olarak karşı yakadaki ideoloji tarafından ilginç biçimde devralındığını ileri sürüyor. Ahlat Ağacı filmi üzerinden özellikle Yeni Türk Sineması’nın kurucu yönetmenleri ve onlardan da önce gelen ilk haberciler ve eskiyi sürdüren film yönetmenleri üzerinden Yeni Türk/iye Sineması kümelerini ele almak üzere bu kavramı ilk kullanan akademisyen, araştırmacı ve etkinliklere dikkat çekiyor.
Beş yazı farklı yönlerden Yeni Türkiye Sineması’nı kuşatıyorlar. Savaş Arslan bir hareket, akım, dalga veya dönem olarak bu sinemanın yapım modellemelerini, film üretimi sayısal verileri ve üstbakış ile yerel/evrensel kapsamında değerlendiriyor. Hasan Akbulut, tümevarım yöntemi ile filmlere daha yakın ölçekten bakarak orta ve yakın dönem Yeni Türk/iye Sineması tarihyazımını ortaya koyuyor. Haydar Ergülen İkinci Yeni Dalga ve Mikro Sinema kavramlarıyla yeni dönem Türkiye Sineması’nı eskilere de giderek şiire eş/koşut bir uyakla bir nehir gibi bugüne ulaştırıyor. Murat Akser bu dönemin diziler kadar önemli fenomeni olan gişe hasılatı yüksek ve alışveriş merkezleri filmleri gibi görülebilecek, endüstri olarak sinemanın özü blockbusterlar ve ülkemizdeki kaderine dair öngörülerini dile getiriyor. Deniz Bayrakdar bu dönemi 1990’lar iletişim stratejileri, özel radyo-televizyonculuk ve değişen medya evreninin bir alt akım olarak etkileriyle şekillendiğini öne sürerken bir yandan da Ahlat Ağacı’nda Nuri Bilge Ceylan’ın Yeni Türk/iye Sineması’nın hâl-i pürmelalini kutsal kitabı satarak kitap yazan onu da annesine okutamayan, babasının okumuş olduğunu da fark edemeyen Sinan üzerinden okuyor.