Enformel Eğitim: Hayat Boyu Öğrenime Giden Yol

Enformel Eğitim: Hayat Boyu Öğrenime Giden Yol

Öğrenebilen bir canlı olarak insan, edindiği bilgi ve beceriler doğrultusunda sürekli değişir ve davranışlarını yeniler; her yerde, her şekilde, herkesten ve her an öğrenir. Biliyoruz ki eğitim ve öğrenme okullarda, planlanmış, müfredatlı, kontrollü (formel) ve okul dışında da doğal ortamda kendiliğinden (enformel) gerçekleşir. Eğitim kavramı öncelikle ve çoğunlukla okulla ilişkilendirilip formel tipi çağrıştırsa da biz bu yazıda enformel şeklini ele alacağız.

Tanımlamakla başlayalım. Günlük hayattan, insanlar arası etkileşimin olduğu her ortamdan beslenen enformel eğitim, toplumların ihtiyaçlarına göre Almanya’da sosyal pedagoji (social pedagogy), Fransa’da animasyon (animation) sanatçılarının toplumu eğitmesi, İskoçya’da toplum eğitimi/öğrenimi (community education/learning) gibi farklı adlarla anılmakta. Bir yandan destekleyici ve tamamlayıcı rolde konumlandırılırken öte yandan doğaçlama öğrenmeyi kalıcı etkiye dönüştüren, motive edici alanlar ve öğrenme ortamları yaratmasıyla öne çıkan güçlü bir konuma sahip. Merkezinde diyalog, tecrübe, keşif barındıran ve öğrenmemize yardım eden süreci tanımlamakta.
Bu bağlamda enformel öğrenme, planlanmış müfredat ve sınıfların dışında gerçekleşen, iletişim, işbirliği ve tecrübeyle, etkileşerek, keşfederek öğrenmeyi mümkün kılan zaman ve alanlarda elde edilen kazanımlarımız olarak özetlenebilir. Kazanımlar (bilgi, beceri ve davranış) günlük hayatın içinden, bireyin çevresiyle gelişigüzel etkileşiminden alınır.
İşte tam da yeni bir eğitim-öğretim yılına başlamış ve okullar, dersler, sınıflar gündemimize tekrar girmişken istedim ki, eğitime alışılageldiği örgün ve yaygın biçiminin haricinden bakalım, biraz da enformel eğitimden bahsedelim. Bu konuda yazma motivasyonumu ise TEDxAnkaraCitadel’in yaz başında gerçekleştirdiği etkinliğe borçluyum. Burada bir parantez açıp topluluk ve etkinlik künyesini kısaca not düşelim.

Teknoloji, eğlence ve tasarım alanlarını bütünleştiren, kâr amacı gütmeyen küresel platform TED’in (technology- entertainment- design) özgün fikirleri yayma misyonuna ortak olan TEDxAnkaraCitadel ekibi 5. yılında yerel, bağımsız etkinlikler düzenlemeye devam ediyor. TEDx konferanslarını Ankara’da ilk kez başlatan ve TED lisansı altında zamanla yeni haklar edinen ekip, konferanslardan farklı formata sahip olan TEDxSalon etkinliklerinin üçüncüsünü “enformel eğitim” temasıyla 17 Mayıs 2018 tarihinde Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nde gerçekleştirdi. TEDx konferanslarından farklı olarak etkileşimli formatta planlanan TEDxSalon etkinlikleri, 15 dakika konuşmacı sunumu ve ardından 15 dakika soru-cevap oturumuyla konukların aktif katılımına imkân sunmakta. Etkinlik Küratörü Berrin Benli, bu temanın toplumsal fayda odaklı, tüm bileşenleriyle irdelenebilecek ve maksimum fayda sağlanabilecek olması nedeniyle seçildiğini ifade ediyor. Gelin etkinlik konuşmacılarına biraz kulak verelim.

Yoga: Bir Öğrenmeyi Öğrenme Aracı
Sahne karanlık. Ve aydınlandığında Yoga Eğitmeni Atilla Güllü başüstü duruşta (Shirshasana), gündüz vakti bizleri “İyi akşamlar...” diyerek selamlamakta. İşte farklı bir bakış açısı!


Yogaya 40 yaşından sonra başlamasına rağmen en ileri asanalardan biriyle, başüstü bizlere konuşuyor. Hareket ve nefesi biraraya getiren beş bin yıllık bir gelenekten bahsediyor. Yapabileceklerimiz konusunda kendimizi ikna aracı olarak yogayı kullanmayı anlatıyor:


“Hedefe doğru yavaş yavaş, adım adım, belli bir tempo ve süreklilikle devam etmek... Yoga bize dikkatimizi istediğimiz yerde, istediğimiz kadar toplayıp odaklamayı yavaş yavaş öğretir. Eğitim de böyle bir şey. Yoganın sırrı hareket ve nefesi biraraya getirmektir. Yoga öğrenmeyi öğrenmekle ilgilidir. Yavaş yavaş atacağınız adımlar ve süreklilik...”

Eğitimde Oyun, Oyunda Eğitim
Teknolojinin yaşamımızda yarattığı katma değeri anlamaya çalışırken, oyunlaştırmayı en iyi şekilde deneyimleyen bir konuk konuşmacı, Teknoloji Profesyoneli Barış Özistek. Babası Türkiye’nin ilk Bilgi Teknolojileri yöneticilerinden. 8-10 yaşlarında bilgi işlem alanlarında oyun oynayan birisi için elbette “Oyunlaştırma gerçek hayattan ve oyunlar gerçek hayat mekaniklerini çok iyi kullanan ürünler...”


29-30 yıl öncesi ve bugüne ait bilgisayar oyunu görselleri paylaşıyor. Sadece grafik olarak bile baktığınızda bugünkülerden çok farklı. Diğer yandan, geçmiş ve bugüne ait gösterdiği eğitim görselleri ise pek farklı değil.


“Hâlen bir öğretmen, sınıftaki 40 öğrenciye aynı sıralarda eğitim veriyor. Farklılıkları gözetilmeksizin, herkes aynıymışcasına. Neden tat alıp, neyi hedeflediklerine bakılmaksızın... Farklı olmak hayatın gerçeği ama eğitim bunu gözardı ediyor. Niçin eğitimi kişiselleştirmiyoruz? O kadar kolay ki. Kişiselleştirilmiş eğitim mümkün. Yeter ki dijital ortama taşıyın, içine yapay zekâ koyun ve bekleyin. Bu konuda temiz bir sayfa açıp reform yapan, gelecek 10 yıla, 30 yıla damgasını vuracaktır.”

Oyun Tadında Öğrenmek


Yönetmen, oyuncu, senarist Emre Şen. Müziğin dâhi çocuğu başarılarla dolu özgeçmişinin tekinsiz arka sokaklarına götürüyor bizi, cesaretle. 10 yaşında babasıyla ilk kez sinemaya gittiğinde o ana kadar tatmadığı bir duygu doğuyor içine: “aşk”. Hissettiği bu duyguyla epey mesafeli ilerleyen eğitim hayatı, dışarıdan düz, yükselen bir yol gibi görünse de, bir kedinin maharetle dağıttığı yün yumağının karman çorman dolambaçlarından ibaretmiş oysa.


Klasik başarı tanımı hepimizin tâbi olduğu sıralı, okullu, aşamalı eğitim sistemini gerektiriyor. Ciddiyet ve mantığın hâkimiyetinde, ayakları yere basan bir iş, yukarıdaki “aşk”tan oldukça uzak. Başarısızlıkların —dolambaçlı yolların— görünür olmadığı özgeçmişi, piyanoda birincilikler ve uluslararası ödüllerle dolu. Sonradan Gestalt Psikolojisi eğitimi almış, senaryo yazmış, film çekiyor ve iki saatlik uzun metrajlı ilk sinema filmini tamamlamak üzere. Sinemanın dâhi çocuğu olmaya aday. Peki bu nasıl olmuş?


Başlangıçta her şey eğitim sisteminin dikte ettiği şekilde ilerliyor. “Başarılı öğrenci olma” baskı ve mecburiyetinin tüm gereklerini yerine getiriyor. Ancak zaman içinde akışta olmayanlar su yüzüne çıkmaya başlıyor ve mutsuzluğu onu ele geçiriyor. Başarısızlık, depresyon, küskünlük, bar piyanistliği, ergenlik, narsisizm, depresyon, dans, psikoloji eğitimi, terapi aşkı, özlemle piyanoya dönüş, tekrar bırakış, deli gibi çalışarak kayıt-montaj yapmayı öğrenme, kafasının içinde senaryo yazmayı öğrenme ve uzun metrajlı bir filmin ortaya çıkışı... Özgeçmişte görünür olmayan arka sokaklar, savruluşlar... “Bu görüntü çok zalimce. İnsanlar bu kadar çeşitliyken sınıftakilere sen ne istiyorsun, diye sormuyoruz,” diyor ve ekliyor:


“Glenn Doman 1955’te İnsan Potansiyeline Ulaşma Enstitisü’nü kurmuş. ‘Öğrenmek hayattaki en eğlenceli oyundur, bütün çocuklar buna inanarak doğar, büyür, ta ki biz bunu ellerinden alana kadar,’ der. Aslında sistemi sıkılanlara göre düzenleyebilirsek etrafımız dâhilerle dolar... Ben hâlâ oyun oynuyorum.”


10 yaşında gönlünü sinemaya kaptıran bir piyanistin hissettiği huzursuzluk ve eksikliği deneyerek, yanılarak, kendi çabasıyla öğrenerek tamamladığı, çetrefilli yollar ve yıllar sonra çocukluk aşkıyla yeniden buluşması...
Örneğin; Türkiye Bilişim Vakfı’nın Kod Ödülleri. Yüzlerce başvurunun, oyun tasarımının yapıldığı ve yüzlerce eğitim oyununun geliştirildiği, eğlence, merak ve birlikte üretme çabasına sahne olan enformel eğitim ortamlarından birini sunuyor.

Hayal Kurabilmek, Cesur Olabilmek, İç Sesini Dinleyebilmek
23 yaşında ikiz çocuk annesi genç bir kadın, aldığı eğitime erişme şansı olmayan çocuklar için bir şeyler yapmak istiyor. Bundan 24 yıl önce “bir değişim yaratmak” içgüdüsü ve “okumak her çocuğun hakkıdır” felsefesiyle yola çıkarak Tüvana Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı’nı (TOÇEV) kuran eğitimci Ebru Uygun, buradaki itici gücün 11 yaşında bir çocukken Darülaceze’yi ziyareti sırasında ilgisini çeken küçük çocuklar olduğunu anlatıyor. “Ayakları yere basan, hayallerinin peşinden koşan çocuklar hayal ettim.” 98 yılında başladığı Doğu Anadolu seyahatiyle gerçeğe ilk kez dokunduğunu farkediyor. TOÇEV’in çocuk ve gençlik tiyatrosunu kurarak, tiyatroyla çocuklara “ilkyardım”, “diş sağlığı”, “su nasıl kullanılır?” vb. eğitimleri vermişler. Ülkenin en ücra köylerine giderek basketbol sahaları, çocuk/oyun parkları, resim atölyeleri gibi sosyal alanlar, kütüphaneler kurmuşlar, okullar onarmışlar.


“Çocuklar da, oğullarım da büyüyordu. Onları aktif hale getirmek istiyordum. Ergenlik zor bir süreç. Baskılanmış duygular ileride sorun olabiliyor. Sorunlardan yola çıkarak projeler yaptık. ‘Ben Ergenim’ adı altında, çocuklara öfke kontrolü anlattık. Kapalı kadın cezaevlerine gittik. Orada doğan, annesiyle yaşamak zorunda olan çocuklar için çalıştık. Orayı soluduk. Hayat orada soğuk. Onu sıcak hale sokabilmeyi gördük. Anne ile çocuğu bütünleştirdik, anneliği hatırlattık...”


Eşitlik, adalet, diyalog, aktif katılım ve insan varlığına saygı gibi değerlere vurgu yapan enformel eğitimi tam da bu değerlerle karşılayan bir örnek, TOÇEV ve Ebru Uygun.

Müziğe Adanmış Bir Yaşam
Mübadele yıllarında ailesi Samsun’un Karadağ köyüne yerleştirilen keman sanatçısı Ömer Can, doğduğu köyün de dâhil olduğu yedi köyün ortasındaki tek okula, her gün bir saat yürüyerek gitmiş. İlkokulu bitirince Akpınar Köy Enstitüsü’ne giderek, müzik ve kemanla tanışmış. Çok iyi müzik öğretmenleriyle çalışmış. Yıllar sonra Almanya Saray Orkestrası’ndan aldığı çalışma teklifini, “Bu ülke beni Köy Enstitüsü’nde okuttu, Gazi Eğitim Enstitüsü’nde, Avrupa’da Köln’de okuttu. Çok sevdiğim ülkeme dönmek istiyorum,” diye reddederek vefa örneği göstermiş ve ülkesine dönmüş. Yazdığı kitaplarla tanınmış. On binlerce çocuğun keman sehpalarında onun kitapları yer alıyor. Hoş anılar biriktirmiş. Birini hemen paylaşalım; sanatçımız Ömer Can, Uğur Türe’ye çocukluğunda 4-5 sene karşılıksız keman dersleri vermiş. Prof. Dr. Uğur Türe yıllar sonra hocasının kitabına şunları yazmış:


“Müzik eğitiminin sanatsal yönünü tartışacak değilim. Ama müzik eğitiminin çok iyi bilimsel temellere oturmuş ve standardize edildiğini görebiliyorum. Şu an keman ve nöroşirürji ile yaşadığım bu ilginç serüven sonunda şunu söyleyebilirim; her meslekte iyi olmak çok zordur. Bu nedenle kıyaslama yapmak doğru olmaz. Ortalama bir kemancı olmak ortalama bir beyin cerrahı olmaktan çok zor bir iş. Hocam Ömer Can’ın öğrencilerine vermeye çalıştığı ve keman eğitiminin ayrılmaz parçası olan disiplinli ve sürekli eğitimi fark etmeden ben de mesleğime uygulamışım ki, şimdi bu sayede beyin ve sinir cerrahisinde bir şeyler yapabilmenin zevkini tadabiliyorum.”


Köy Enstitüleri düşünmeye, iletişime, sorgulamaya imkân veren, derslerin yaşayarak yaparak işlendiği, bilginin hayatla bağdaşlaştırıldığı eğitim ortamlarıydı. Aziz Sancar’ın ifadesiyle de bu eğitim ortamının değeri destekleniyor; “Başardım, çünkü beni Köy Enstitüleri mezunu öğretmenler eğitti.”

Enformel eğitimin amacı özetle, bireylerin gelişimini sağlayarak toplumsal fayda yaratmak ve refah düzeyini artırmaktır ki bunun da çok çeşitli uygulamalarına rastlayabiliyoruz. Yukarıdaki kişisel hikâyelerle örneklediğimiz gibi organik, kendiliğinden oluşan, yeni alışkanlıklar, pratik davranışlar oluşturan bu ortamlar çok büyük öğrenme fırsatları sunuyor. Enformel eğitimle değişebilir, noksanları tamamlayabiliriz. Pedagoglar, çocuk gelişim uzmanları, psikologlar yıllarca bize asıl geçer akçenin “öğrenmeyi öğrenme” olduğunu söylediler. Bunun sahiciliğini tüm katılığıyla hissettiğimiz bir dönemdeyiz. Öğrenme yeteneğini kullanabildiğimiz ölçüde farklılaşıyor ve başkaları için de fark yaratabiliyoruz. Yeni öğrenme alanları tanımlamak, yeteneklerimizi genişletmek, içsel motivasyonu canlı tutmak, öğrenmek için gerekli disiplin ve kültürü geliştirmek, hem kendimiz hem toplum için sahip olabileceğimiz en kritik özellikler. Yaşam boyu sürecek, potansiyelini gerçekleştirme yolculuğu. Bu da bize yaşamı ve yaşamımızdakileri kucaklayana kadar bir öğrenme daveti olsun…