Plastik Bedenler

Plastik Bedenler

Bu yazıda erkek egemen sistemin kadın bedenini kontrol altında tutmak için kullandığı güzellik söyleminin kendini nasıl farklı yollarla ürettiğine bakacağız. Bu sorunu irdelerken Orlan'ın kadın bedeni ve söylem arasındaki ilişkiyi ana tema alan The Reincarnation of Saint Orlan adlı performansları bize önemli fikirler verecek.

Kadın... güzel kadın, çirkin kadın... Bu iki sıfat belirleyegelmiştir kadının toplumdaki statüsünü. Önce bu iki sıfatla anılmıştır kadın. Önce güzel mi çirkin mi olduğu sorulmuştur. “Güzellik göreceli!” diye mırıldananlar elbette olacaktır. Keşke dedikleri gibi güzellik göreceli olsa. Estetik beğenilerimizin kendi sosyo-ekonomik statümüzden derin izler taşıdığını Bourdieu söyleyeli çok oldu. Ve bu sosyo-ekonomik ayrımlar patriarkinin toplum tahayyülünün kaçınılmaz bir ürünü. (Bu tabii ki her feminist fikrin aynı zamanda sosyalist olması, sınıfsız bir toplum düşlediği anlamına gelmiyor.) Günümüzde toplumu ve bedeni kontrol altında tutan güçler bir karşıtlık ilişkisi üzerinden çalışmıyor artık. Anlaşmazlıklar daha çok yüzeysel. Şiddet tokmağı daha sert iniyor ama daha az görünür bir şekilde. Neoliberal sistem gücü farklı merkezlerden tekrar tekrar onu destekleyenden de ona düşman olandan da üretmeyi başarıyor. Bunun en klişe örneği Che Guevara'nın bu sistemde içi boşaltılmış bir kahramana dönüştürülmesi. O artık bir devrimci olmaktan ziyade devrimci hayallerin biblosu. Gücün Deleuze'ün kontrol toplumunda nasıl çalıştığını unutmadan ve lafı fazla uzatmadan konumuza girelim.

Güzelliğin dar parametreleri maalesef birkaç vücut tipini normalleştiriyor ve bu parametreler de sürpriz olmayan bir şekilde erkek egemen toplumun belirlediği estetik beğeniler üzerinden şekilleniyor. Normal beden ölçülerinin dışına taşan ve konvansiyonel estetik çehreye sahip olmayan kadın bedeni daha az feminen olarak görülüyor. Yani kadın bedenine ve güzelliğine dair söylem, sessiz bir biçimde her kadının hayatını bir şekilde etkiliyor. Zayıf bir vücuda veya pürüzsüz bir cilde sahip olmak gibi birçok söylem sosyal medya ve iletişim araçlarının da yardımıyla kadınlara sözlü olmasa bile görsel mesaj veriyor: Lütfen patriarkinin belirlediği güzellik sınırları dışına çıkmayınız. Tam da bu noktada bir çıkmaz beliriyor kadın için. Bir yandan o, toplumda var olmak için türlü zahmetlerle güzel olmayı arzuluyor; çoğu zaman makyaj malzemelerine tonla para harcayarak veya güzelleşmek için bıçak altına yatarak. Öte yandan onun topluma tutunmasını sağlayan güzellik normları, cinsiyetçi söylemi yeniden ve yeniden inşa ediyor. Bir bakıma neo-liberal ekonomik sistemde güzel olmak hayatta kalma stratejisine dönüşüyor. Ancak bu stratejinin faturasını kadın kendi eliyle bedenim sürekli kontrol ederek, dolayısıyla güzellik söylemini yeniden üreterek ödüyor. Peki bu kısır döngü aşılabilir mi?

İşte bu kısır döngü, Mireille Suzanne Francette Porte nâm-ı diğer Saint Orlan'ın performanslarının ana temasını oluşturuyor. Orlan, 90'ların başından itibaren radikal bir karar alarak bir dizi estetik operasyon geçirdi ve bu operasyonlardan bazılarını dünyanın farklı yerlerinde bulunan galerilerde canlı olarak yayınladı. Doktorlar estetik ameliyatlarla Orlan'ın burnunu Fontainebleau Okulu'nun Avcı Diana (1550) adlı heykel çalışmasındaki Diana'nın burnuna, çenesini Boticelli'nin Venüs'ün Doğuşu (1480) adlı eserindeki Venüs'ün çenesine, ağzını Gustave Moreau’nun Europa ve Boğa (1869) adlı eserindeki Europa'nın ağzına, gözlerini Gerard François'in Cupid ve Psyche (1798) adlı eserindeki Psyche'nin gözlerine, kaş ve alnını ise Leanoardo Da Vinci'nin Mona Lisa (1503-05) adlı eserindeki Mona Lisa'nın kaş ve alnına benzetmeye çalıştılar. Bu mitolojik ve tarihsel figürler belli bir amaç için seçilmişti: Venüs'ün aşk tanrıçası olması, Europa'nın belirsiz geleceği, Diana'nın çatışmacı ruhu, Psyche'nin aşka duyduğu ihtiyaç ve Mona Lisa'nın bugünün güzellik kriterlerine tam olarak uymaması Orlan'ın bu figürleri performansı için seçmesinde rol oynadı. Performanslar, erkek bakışının bin yıllarca oluşturduğu kadın imgesinin Orlan'ın bedeninde vücut bulmasını amaçladı. Ancak bu, dünyanın en güzel kadınını yaratma projesi değildi (Sanatçının bu ve diğer eserlerine kendi web adresinden ulaşılabilir: http://www.orlan.eu/).

Orlan'ın performansları şüphesiz birçok değişik açıdan ele alınabilir. Ancak bu yazıda onun performanslarını feminist bir bakış açısından inceleyeceğiz. Öncelikle bu estetik ameliyatların medikal ameliyat olmaktan çok feminist tiyatral bir gösteri olduğunu belirtmeliyiz. Orlan, ünlü elbise tasarımcılarının hazırladığı parlak renkli elbiseleri giyen doktorlar, hemşireler ve operasyona iştirak eden diğer göstericilerle beraber, bize kadın bedeninin hâkim söylem tarafından nasıl da plastik bir madde gibi şekillendirildiğini kendi bedenini sanat eserine dönüştürerek anlatıyor. Ameliyat sırasında narkozun etkisiyle yarı baygın Orlan, Lacan'dan alıntılar eşliğinde neşterin deriyi parçalayarak bedenin içine girmesini, yani söylemin kadın bedeni üzerindeki işgalini gerçek anlamda gösteriyor bizlere. Ancak performansın bu kısmı bana göre daha az önem teşkil ediyor. Daha mühim olanıysa Orlan'ın zayıf da olsa işaret ettiği mücadele alanı. O, bedenini patriarkiye karşı patriarkinin yöntemlerini kullanarak bir mücadele alanına dönüştürüyor. Yani, Orlan erkek egemen güzellik kriterlerini alıp bunları kendi bedeninde uçlara sürerek, bu kriterlerin nasıl beden üzerinde yıkıcı etkiye sahip olduğunu gösteriyor. Bir bakıma o, kadın bedenini kültürel kontrolün merkezindeki bir metin gibi okumamız gerektiğini söylüyor. Tıpkı basit bir diyetin anoreksiye giden ilk basamak olması gibi, Orlan da kendini hâkim güzellik söyleminin etki alanında bulunan ve sanki basit bir estetik ameliyatmış gibi görünen estetik operasyonlara bırakarak bedenini patriarkiye karşı bir silaha dönüştürüyor. Düşmam kendi silahıyla vurmak deyimi Orlan'ın performanslarını açıklayan en iyi deyim. Bu bağlamda Orlan'ın performansları parodik olarak nitelendirilebilir. Estetik ameliyatlarda aşırıya kaçma onun patriarkinin çizdiği dar alanın dışına çıkmasını sağlıyor. Zaten, daha sonraki operasyonlarda Orlan alnının her iki yanına estetik ameliyatla boynuz benzeri iki bombe yerleştirerek feminen güzellik kriterini parodik bir dille eleştiriyor.

Üzerinde durulması gereken diğer önemli bir nokta ise performansların Batı metafiziğinden cinsiyet alanında bizlere miras kalmış birçok ikiliği sorgulatıyor olması. Performanslarından 1993 tarihli Herjerdelik'in (Omnipresence) diğer sanat galerilerinde aynı anda uydu aracılığıyla yayınlanması estetik ameliyatları özel alanın dışına iterek bedenin kamusal alanda yeniden tartışılmasına olanak sağlıyor. Bu önemli, çünkü kadın bedeniyle özdeşleştirilen cinsellik, duygusallık gibi insan bedeninin temel ihtiyaçları özel alanda gideriliyor. Buna mukabil, kamusal alan bu ihtiyaçların gizlendiği, duygu yerine aklın egemen olduğu bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Orlan özel alanda saklı kalması beklenen estetik ameliyatlarını kamusal alanda ifşa ederek özel/kamusal alanın cinsiyetçi ikiliğini kırmaya çalışıyor. Bir diğer önemli cinsiyetçi ikilik olan özne/nesne ikiliği bu performansta usta bir şekilde kritik ediliyor. Pratik ve söylemin nasıl birbirilerini inşa ettiğini yukarıda anlatmaya çalıştık, inşa sürecinde beden hem özne hem de nesne olarak bu ilişkiler ağına katılıyor. Orlan bir yandan kendi iradesiyle bıçak altına yatarak belli bir öznelliğe sahip olduğunu, öte yandan bedeni estetisyenler tarafından değiştirilip, dönüştürülürken, bu dönüşümde kendisinin olayları kontrol etmekten uzak olduğunu gösteriyor. O, performanslarında kendisinin mi, yoksa onu ameliyat eden doktorların mı aktif özneler olduğunu sorgularken aslında bu ikiliğe dikkat çekiyor.

Kısacası Orlan, cinsiyetçi söylemin ikili yapısını ve söylem ve özne arasındaki kısır döngüyü parodi yoluyla kırabileceğimizi gösteriyor. Ancak bu çözüm hâkim söylem ile serbest bir ilişki içerisinde olmakla mümkün gibi görünüyor. Bu tabii ki zorlu bir iş ve fakat denemeye değer. Güzelliğin ‘tiye’ alındığı bir dünya ancak, bize farklı güzellikleri görecek gözlerimizi geri verebilir.