Siyasetin ve Ekonominin Dikte Etmediği Film Festivalleri Türkiye'de Henüz Portakal

Siyasetin ve Ekonominin Dikte Etmediği Film Festivalleri Türkiye'de Henüz Portakal

Film festivalleri sadece filmleri ve onlara emek veren sanatçıları ön plana çıkaranbir kültür şenliğinden ibaret değildir. Film festivalleri aynı zamanda, yapıldıkları şehriöne çıkaran ve o şehrin yerel politikasında da mücadelenin sürekli ve çetin olduğubir çatışma alanıdır. Yerel iktidarlar kendi görüşleri doğrultusunda ve belki de oy kaygısıylabir önceki yönetimin film festivallerinin işleyiş biçimini radikal biçimde değiştirebilir.

Bu yazı; bu çatışma, değişim ve dönüşüm üzerine kurgulanmıştır.

2011 yılı Türkiye’de iki büyük ve köklü film festivalinin karşı karşıya gelmesine tanık oldu. Adana Altın Koza ve Antalya Altın Portakal film festivalleri, yönetmenleri ikiye böldü. Her iki festival de katılımcılardan filmlerinin, eğer Türkiye’deki ilk gösterim; yapılacaksa, festivale gelebilecekleri şartını koymasıyla onları bir tercih yapmaya itti.

Altın Portakal’dan iki hafta önce yapılan Altın Koza’ya bilinen yönetmenlerle birlikte ilk defa film yapanlar katılırken, Altın Portakal’da da durum aynıydı. Antalya’da festivale katılanların yarısından çoğu ilk filmlerini yapan yönetmenlerdi.

Tercihini Altın Koza’dan yana yapanlar Altın Portakal şanslarını kaybederken, o güne kadar Türkiye’de bir film festivalinde verilen en yüksek para ödülleri için (en iyi film için 350 bin TL) yarıştılar. Sinema yazarları ve eleştirmenlere göre bütün zamanların en sönük Altın Portakal’ı yaşanırken yapılan yorumlar, bu değişikliğin sebebinin sadece ekonomik olmadığı ayrıca politik de oldu yönündeydi.

Adana ekonomik bir duruş yaparken Antalya politik bir duruşu tercih etmişti. Kürt ve kadın sorununu sorgulayan ve ilk kez film yapan yönetmenleri tercih eden Altın Portakal oldu.

Film festivallerinin politik popülizm içeren yönü Altın Portakal’ın son iki yılda geçirdiği değişimlerde görülebilir. 2009 yerel seçimlerinde Antalya Büyükşehir Belediyesi AKP’den CHP’ye geçerken, mevcut belediye başkanı Mustafa Akaydın’ın yaptığı ilk faaliyetlerden biri de festival yönetimini İstanbul merkezli TÜRSAK’tan Antalya merkezli AKSAV’a vermekti.

BU, OSCARLI FESTİVAL DEĞİL HALKIN PORTAKALI

2005-2008 yılları arasında Engin Yiğitgil’in yönetimindeki TÜRSAK’ın vizyonu sonucu, Altın Portakal; Cannes tipi, kırmızı haklı galaları olan, Oscarlı sanatçıların prestijli partilerde eğlendiği bir festival formatından çıkarılarak ‘Halkın Portakalı’ olacaktı.

Yenilenen Altın Portakal; biletlerin 1 TL olduğu, sanatçıların değil Antalya halkının ön plana çıktığı, galaların akşam değil gündüz olduğu, şaşasız ama paylaşıma bir yaklaşım sergiledi. Üniversitelerde sinema eğitimi alan öğrencilerin eğitildiği ‘Geleceğin Sinemacıları Programı’, Türk sinemacılarının Asya pazarına açılmalarına yardımcı olan Uluslararası Avrasya Film Pazarı ve sektördeki ürün kalitesini artırmaya yönelik profesyonel film atölyeleri gibi faaliyetler iptal edildi. Onun yerine ‘Halkın Portakalı’ adlı halka film yapmayı öğreten programlar yaratıldı.

Altın Koza ise ekonominin siyasetle iç içe olduğunun belirginleştiği bir örnektir. 2009 seçimlerinden sonra yönetimin kısa süre bağımsız olan Aytaç Durak’tan AKP’li bir başkana geçmesiyle Altın Koza’nın da kaderi değişti. Önce belediye içinde Aytaç Durak sonrası belirsizlik ve iktidar savaşı Altın Koza’nın 2010’da ertelenmesi ve iptalini gündeme getirdi. Ancak 2011 ’de belediyenin siyasal olarak istikrarlı hale gelmesi ile festivalin kaderi değişti.

Para muslukları açıldı (yerel-ulusal sponsorların gücü); yapılan etkinlik sayısı arttı, Altın Portakal’ın dışladığı yazar, sanatçı ve diğer sinema gruplan davet edildi. Sinemanın sorunlarının tartışıldığı dev bir sinema kongresinin yanında ‘Geleceğin Sinemacıları Programı’nı kaldıran Altın Portakal’a nisbet öğrenci filmleri festivali ve uluslarası yarışma ön plana çıktı.



ETNİK-CİNSEL-KÜLTÜREL KİMLİK FESTİVALİ PATLAMASI

Tüm bu çekişmeye bakarak yaşananların Türkiye’ye özgü olduğunu düşünmeden önce, benzer durumun Montreal ve Toronto, Roma ve Venedik film festivallerinde de yaşanmakta olduğunu belirtmekte yarar var.

Festivallerin, onları düzenleyen belediyelere neredeyse milyonlarca liralık zarar seviyesinde maddi yük getirdiği de bir gerçek. Ancak son beş yılda Türkiye’de belediye kökenli veya etnik-cinsel-kültürel kimlikle ilgili festivallerde bir patlama yaşanıyor.

Peki film festivallerinin işlevi ne?

Film festivallerinin, onları düzenleyen kurumlara ve şehirlere prestij getirdiği varsayılıyor. Ancak düzenleyenlere oldukça pahalıya mal oluyorlar ve her yıl düzenleyen kuruluşu iflasın eşiğine getiriyorlar. Venedik, Cannes, Berlin gibi köklü festivallerin yanında Sundance ve Telluride gibi bağımsız yapıtları ön plana çıkaran ve şehirlerin markası haline gelen film festivalleri tüm dünyada 2000’li yıllarla birlikte sayıca artmaya başladı.

Bu artışa yerel, etnik ve diğer kimlikleri de kapsayan tematik festivaller neden oldu. Şu an Türkiye’deki film festivalleri kapsamlarına ve düzenleyenlere göre çeşitlilik gösteriyor:

•    FIAF’ın akredite ettiği uluslararası festivaller (İstanbul, Ankara, Antalya)

•    Bağımsız festivaller (IF!)

•    Cinsel kimlik (Uçan Süpürge, Filmmor)

•    Etnik (Yılmaz Güney Kürt Filmleri)

•    Bölgesel (Sinemardin)

•    Meslek gruplan (Dünya Göz)

•    Liseler (İstanbul Erkek)

•    Kısa (İzmir, Yıldız)

•    Belgesel (Altınsafran)

•    Mobil (Gezici) gibi festivaller bulunuyor.

illerin yanı sıra ilçeler de birbirleriyle film festivali düzenleme yarışındalar.

Sonuç olarak Türkiye’deki film festivalleri ne yapmayı amaçlıyor?

Düzenlendikleri şehre ekonomik katkı yapmayı, vatandaşa kültür hizmeti sunmayı, yerel ve ulusal siyasette öne çıkan belediyeci ve bürokratlar yaratmayı, sinema kültürünü tanıtmayı ve yaşatmayı, sanatçıları onurlandırmayı mı?

Türkiye’deki film festivallerinin hepsi de bu amaçlardan biri veya birkaçını gerçekleştirmeyi hedefliyor. Ancak tüm bu hedefleri biraraya getiren festival yok (İKSV ve TÜRSAK çok çabalıyor). Film festivalleri görünürde vakıflarca düzenlenmekte ise de, şehir belediyeleri ve politik-bürokratik kadrolarla iç içe olmak zorunda. Seçimle gelen farklı bir iktidar tüm kazanından silip götürebiliyor.

Oysa bir başka festival Toronto Uluslararası Film Festivali, 35 yıldır bağımsız bir vakıf tarafından yönetiliyor. Belediye, eyalet ve federal desteğe sahip. Ulusal sponsoru Bell ve Visa. Faaliyetleri yıl boyu sürüyor, festival merkezi, sinema salonları, sinemateki, gezici festivali, yayınevi, Hollywood galaları, film pazarı, söyleşileri, atölyeleri, müzesi, konukevi, kısa film, belgesel, yerel ve sanat filmleri gösterimleri var.

Maddi ödülü yok, halk jürisi var. Her filmin basın, sektör ve üç halk gösterimi var; biletsiz kalmak mümkün değil. Belki de Türkiye’deki film festivalleri bu tür bir modeli bir başka deyişle siyasetin ve ekonominin dikte etmediği bir film festivalini daha çok hak ediyor.



 

FİLM FESTİVALLERİNİN EKONOMİK-POLİTİK-KÜLTÜREL SONUÇLARI VAR

FİLM FESTİVALLERİ ŞEHİRLERİ GÖRÜNÜR KILAR:

Turistik bir reklam türü olarak her ne kadar pahalıya mal olsalar da film festivalleri düzenlendikleri şehrin adını ülke çapında ve bazen de uluslararası olarak öne çıkarıyor. Bugün Cannes şehri, festivali ile anılıyor. Adana, Bursa tüm sanayi üretimlerine karşın kültürle de uğraşan insanların yaşadığı şehirler olmanın keyfini film festivalleri üzerinden çıkarmak istiyor.

FİLM FESTİVALLERİ ULUSAL KAHRAMANLAR ÜRETİR:

Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Semih Kaplanoğlu ve Reha Erdem film festivallerinde aldıkları ödüllerle tanındılar, yerel ödüllerine uluslararası ödüller de ekledikçe, kültürel alanda ortalama vatandaşın adım bildiği (ama filmini izlemediği) ulusal kahramanlara dönüştüler.

FİLM FESTİVALLERİ ULUSLARARASI BİR SİNEMA DİLİNİN OLUŞUMUNU SAĞLAR:

Film festivalleri piyasa şartlarında Amerikan filmleriyle yanşamayacak Avrupa ve Asya filmlerini seyircilere sunarak, onların dünyaya bakışlarını değiştirmekle beraber; aynı zamanda verdikleri ödüllerle ve desteklerle yeni sanat filmi projelerini ve estetik olarak yapılış biçimlerini etkiliyorlar. Özellikle son 10 yılda uluslararası ödül alan Türk yönetmenlerin bir sonraki projeleri Berlin, Saraybosna ve Rotterdam (Seyfi Teoman, Özcan Alper) gibi film destekleme ve geliştirme fonlarının olduğu festivallerden destek alarak yapılıyor. Bu desteğin doğal sonucu olarak da bu filmler uluslararası festival filmleri dili ve estetiğinin oluşmasına katkıda bulunuyorlar.

FİLM FESTİVALLERİ ULUSAL SİNEMA KÜLTÜRÜNÜN KORUNMASINI SAĞLAR:

Film festivalleri eski ve unutulmuş Türk filmlerinin restorasyonunu ve yeni formatlarda halka sunulmasını ve bu sebeple ulusal sinema kültürünün korunmasını sağlıyorlar. Fatih Akın’ın Martin Scorsese ile ortaklaşa kurduğu Dünya Sinema Vakfi’nın her yıl bir Türk filmini restore etmesi (Susuz Yaz, Hudutların Kanunu), tüm Yılmaz Güney filmlerinin restorasyonu ya da roman yazan-gazeteci Ilhami Algör’ün hazırladığı 8O’li yıllarda Türk Sineması’nda Kadınlar filmlerinin DVD formatında tüm serisi; bu tür kültür mirasım koruma örnekleri. AKSAV-SlYAD işbirliği ile çıkan ‘Türk Sineması’nın Onyılları’ serisi de ortak çalışmanın yararlarına örnek. Oysa birbirleriyle çekişen ve yararı zarara dönüştüren örnekler yok mu? Her yıl ekim ayında olduğu bilinen Altın Portakal’da yarışma dışı ama vizyon öncesi gösterilen yabancı ödüllü filmler iKSV’nin Film Ekimi programım oluşturuyor. TÜRSAK’tan Altın Portakalı alan AKSAV ise TÜRSAK’ın Yeşilçam Ödülleri’ne karşılık İsmail Cem Televizyon Ödülleri’ni yaratıyor.