Yöndeşen Medya ve Dijital Emek Sömürüsü: Christian Fuchs Henry Jenkins’e Karşı

Yöndeşen Medya ve Dijital Emek Sömürüsü: Christian Fuchs Henry Jenkins’e Karşı

Christian Fuchs, enformasyon ve iletişim teknolojilerinin (EİT) bireylere sağladığı daha özgür ve geniş iletişim alanlarının, mekândan ve zamandan bağımsız olarak kişileri “üreten tüketicilere” dönüştürmesini önemsemekle birlikte, ortaya çıkan büyük dijital emek kapasitesinin, hiçbir maddi karşılığı ödenmeden, yeni medyanın önde gelen şirketlerince sömürüldüğü ve bireylerin mahremiyetlerine de “ağ”da kalmak ve çevirimiçi yaşamlarına devam etmeleri karşılığında müdahele edildiğini söylemektedir.

Henry Jenkins, yeni medya ve yeni iletişim sistemi araçlarına, bunların bireylere tanıdığı imkânlara değinen, genelde bu imkânların önemli faydalarını açıklayıp yorumlayan bir teorisyendir. Günümüzde bireylerin “ağ”da (net) daha fazla iletişim içinde olmasının yarattığı ortak kültürü önemsemektedir. Yeni medyanın, geleneksel medyayı yok etmeyip, onunla yerine göre birleşerek, bazen kesişerek gelişen EİT ile birlikte kullanıcılara içerik sağlamaya devam etmesini “yöndeşen-yakınlaşan medya” kavramlarıyla anlatmakta ve medyanın “her yerde olduğunu” söylemektedir.

Bu yazıda, her iki teorisyenin, EİT’nin bireylerin hayatlarına olumlu ve olumsuz etkilerini nasıl yorumladıklarını incelemeyi ve sonunda “çevirim içindeki” bireyin neyi kazanıp, neyi feda ettiğini iki bilim insanının anlatımlarıyla derlemeye çalıştık.

Yöndeşme ve Jenkins’in Kollektif Zekası

Yeni medya, kronolojik olarak kendinden daha eski olan medya içerik üretim sistem ve biçimlerini etkilemektedir. Bu, eski olan herşeyin kökten temizlenip yerini EİT’nin yeni aktörlerine bıraktığı anlamını taşımamaktadır. Eski ile yeninin yakınlaşmasından birliktelik ve ilişki doğmakta, eski tam olarak yok olmadan yeniye doğru yöndeşmekte, yeni olan da eskinin bazı özelliklerini alıp uyarlamaktadır. Daha basit bir anlatımla; eski ve yeni, farklıya doğru birlikte değişmektedir ve farklı medya platformları üzerinden birlikte akıp gitmektedir. Bu akış, kimi zaman işbirliği içinde olmaktadır; kimi zaman da birbiriyle zıt ve karşı yönde gerçekleşmektedir. İçeriklerin (medyanın) “çarpışması” ve/veya “iç içe geçmesi” hatta bundan yepyeni bir içeriğin doğması söz konusudur. Tüketiciler, bu akış içinde istedikleri içeriği tercih ettikleri medyada yakalamakta, o kaynağa (TV ya da Facebook gibi bir sosyal medya platform da olabilir) yönelmekte ve onu tüketmektedir. Bununla birlikte medya tüketicileri (Jenkins’e göre taban medyası) ile üretici medya (Jenkins’in tarifiyle kurumsal medya) yakınlaşmaktadır. Başka bir değişle, taban medyası ve kurumsal medya ortaklaşa çalışmaktadır. Tüketenler aynı zamanda üreticiye dönüşmekte kendilerine kısaca ‘üretüketenler’ değimiz kitle, kurumsal medya ile yakınlaşıp, ortaya Jenkins’in ifadeleriyle; “yöndeşme kültürü”nü çıkarmaktadır. Bu bağlamda internet, web 2.0 ve EİT ile birlikte yöndeşen medyanın bireylere getirdiği en önemli kazanım, onları “pasif” izleyiciler olmaktan çıkarması ve katılımcı üretüketenler olarak sisteme sokmasıdır.

Bireylerin birbirleriyle iletişimi medya endüstrisi için de çok önemli bir içerik kaynağıdır. Bireyler bildiklerini sisteme sunmakta, bilmediklerini de sistemden almaktadırlar. Paylaşım kültürünün temelinde de bu vardır. Burada kurumsal medyanın yaratamayacağı “kollektif bir zeka” meydana gelmektedir. Jenkins, yeni medyanın bireylere sağladığı en önemli katkılardan biri olarak kollektif zekayı göstermektedir; o kadar ki bunu medyanın gücüne alternatif bir yapı olarak tanımlamaktadır. Kollektif zekanın karşısında durmak değil yanına geçmek isteyen medya şirketleri (kurumsal medya) stratejilerini buna göre belirlemektedir. Bu güç, sadece medyanın değil, siyasetçilerin, hukukçuların, eğitimcilerin de ilgisini çekmektedir.

Henry Jenkins, paylaşım kültürü içinde, daha çok medya içeriği üretilmesinin, medyanın sahipliğini de çeşitlendirdiğini söylemektedir. Medya sahipliğinde yaşanacak tekelleşme, fikir zenginliğini azaltacak ve paylaşım kültürü-kollektif zeka doğrusal ilişkisinde olumsuz etki yaratacaktır. Bununla beraber, medyadaki üretimlerin ve içeriklerin toplumla ve kitlelerle buluşmasında yolları kontrol altında tutan unsurların, “eşik bekçileri”nin etkisi de artacaktır. Bireyler, bekçilerin izin verdiği içeriklere ulaşabileceklerdir. Oysa, Jenkins’e göre çağımızda medya, her yerdedir. Bireyler, buna kolayca ulaşma imkanına sahiptir.

Modern Köleler ve Fuchs’un Kandırmaca Düzeni

Jenkins’in kültürel paylaşımın artmasıyla çok taraflı ve çok yönlü üretimin ve tüketimin besleneceğine dair görüşüne karşı en temel eleştiriler Christian Fuchs’un aşağıdaki iki soruya verdiği yanıtta saklıdır.

1- Bireylere özgürlük, üretme-yaratma imkanı sunan bu ağın sahibi kimlerdir ya da hangi şirketlerdir ve ağın doğurduğu sosyo-ekonomik ve hatta politik güç ve değerden kimler faydalanmaktadır?

Eleştirel kuramın penceresinden, kurallar ve sahiplikler bağlamında bu soruyu yanıtlayan Christian Fuchs, Henry Jenkins’i, ağın bağlı olduğu büyük ve çok uluslu şirketlerin kazancını görmezden gelmekle eleştirmektedir. Fuchs, küresel çapta paylaşımın artmasıyla büyüyen medya ve bilgi üretim alanlarının ve imkanlarının yarattığı maddi kaynağın kimlerin lehine sonuçlandığının atlandığını düşünmektedir. Fuchs, bireylerin ağ üzerinde istedikleri bilgiye sahip olsalar da buradan yararlanmanın bedelini ağın içinde içerikleri üreten ‘modern’ köleler olarak emekleriyle ödediklerini söylemektedir.

2- Dijitalleşme, gazete, dergi, sinema, TV gibi geleneksel medya ürünleri arasındaki net ve kesin farklılıkları silikleştirmiştir. Bunun en temel nedeni medya içeriği ile kullanıcı / izleyici arasındaki ilişkinin değişmesidir. Bu değişimde kuralları kim koymuştur ve ipler kimin kimin elindedir?

İzleyici/kullanıcının, ağ içinde yapığı her girişim, paylaşım, arama ve benzeri davranışı, onun bir ‘internet üreten tüketici metası’ haline gelmesine neden olmaktadır. Örneğin, hizmetlerini ücretsiz olarak sunan Google arama motorunu kullananlar, aslında ‘internet üreten tüketici metası’ oluverir, çünkü sistemi kuran ve kuralları buna göre koyan Google, bir yandan tüketicilerin kişisel verilerini gönüllü olarak kendisine vermesini sağlamakta bir yandan da bu verilere göre kişilerin ilgi alanlarını belirleyip Google’ın reklam veren müşterilerine satmaktadır. Fuchs’a göre bu satıştan öncelikle Google kazançlı çıkmaktadır. Kazancının temelinde kullanıcılarının kişisel bilgilerini ve ilgi alanlarını reklam verenlere satmak vardır. Fuchs’a göre, Google ve benzer şirketler, verdikleri hizmetlerin teknolojik alt yapısını sürdürmek ve geliştimek aynı zamanda hizmetlerini tüketicilere ulaştırmak için çalıştırdığı profesyonellerin maaşlarını ödemek için harcama yapmaktadır. Ağa yüklenmiş bir videonun, bir fotoğrafın ya da metnin teknik veya fikri maliyetlerini karşılamamaktadır. Ağa yüklenen her içerik aslında bir emeğin ürünüdür ve ağın kurallarını koyan şirketler üretimi yapan kullanıcıların emeklerinin karşılığı olan ücreti de ödememektedir. Sistem bu şekilde kurulmuştur. Fuchs bunu bir “kandırmaca düzeni” olarak tanımlamaktadır. Ayrıca Fuchs, “medya ve iletişimin eleştirel ekonomi-politiği alanının” öncüsü olan Dallas Symthe’nin “metalaşmış seyirci” kavramını çok daha geniş bir yelpazeye taşımıştır. Öyle ki Fuchs’un digital emek ve sömürü söylemine, EİT’nin harika makinaları olan akıllı telefonların kasalarının imalatında kullanılan özel nitelikli madenlerin Afrika’daki işçiler tarafından çok zor şartlarda çıkartılması, Çin’deki cep telefonu parçası imalatı yapan dev firmalarda çok düşük ücretlerle uzun mesai saatlerinde işçilerin çalışılması da eklenmiştir.

Ağ Sahiplerinin Hassas Karnı

Eğlence amacıyla üretim-tüketim söz konusu olduğunda şirketlerin ağı yönetmesi daha kolay gibi gözükse de siyaset, eğitim, aktivizm, din gibi olgular ağ içindeki kitleler ve ortak bilinçle birleşince burada kontrolün sağlanması zor olabilir. Medya araçlarını daha iyi kullanan bireylerin sayısı arttıkça fikir ve içeriklerin özgürce yayılması daha da mümkün olacaktır. Bu, şirketlerin ve yönetici elitin rahatsız olabileceği bir durum yaratabilir. Zira, Henry Jenkins’e göre; kurumsal yakınlaşmayla, taban yakınlaşması medya yapımcıları, ağ sahipleri ve hükümetler için daha çok gelir ve siyasi güç anlamına gelebileceği gibi; karşılıklı mücadele ve çatışmaya neden olma potansiyeline de sahip görülmektedir. Çünkü, burada kollektif akıl ve kültürel yakınlaşmadan dolasıyla birlikte hareket edebilme imkanından söz edilebilmektedir. Bu açıdan kollektif bilinç ve kültürel yakınlaşma, Jenkins’e göre bireylerin yeni medyadan kazandıkları en güzel hediyedir. Fuchs ve Jenkins’in fikirlerinin en fazla yakınlaştığı nokta da burada ortaya çıkmaktadır. Kapitalist internet ekonomisinin oyuncuları, üretikleri içeriklerle kullanıcıların hayatlarını kolaylaştırdıklarını, bilginin kolayca erişilip organize edilebilir halde kullanıcılara sunulduğunu, bu sayede toplumsal bilişi ve bilinci yükselltiklerini iddia etmektediler. Fuchs, bu iddiaların doğrulunu önemsemeyip sistemde, bireylerin büyük maliyetler ödemeden medya içeriklerini alıp, değiştirip üretken olmaları, özgürce içerikleri arşivleyip saklayabilmelerini olumlu olarak değerlendirmektedir. Ancak aynı alana, mülkiyet yapısı, kar mekanizmları, sahiplik gibi kavramlarla yaklaşınca resim biraz farklılaşmaktadır. Fuchs’a göre bu resimde sistemi kontrol eden, onu sahiplenen, kuralları belirleyen şirketlerin bireylerin dijital emeklerini sömürmesi, kişisel verileri satması vardır. Toplumlarda daha çok özgürlük ve demokrasi sesleri yükselirken aksine daha fazla gözetim ve denetim; bu şirketlerin devletlerle olan ilişkileri resme dahil olmuştur. Fuchs, her bireyin sadece çevrimiçi varoluşundan dolayı bile sömürüldüğünü, izlendiğini, görüntülendiğini belirtmektedir. İnternetin özgürlükçü ve paylaşımcı yapısının aksine, bireysel mahremiyetleri zedeleyici faaliyetlere girişmektedir. Google ve benzeri yeni medya şirketlerinin ağ üzerinde kurdukları sistemin içinde bulunan bireyin bu şirketlerin hizmetlerini kullandığı sürece sömürüden kaçması, kendisini gizlemesi neredeyse imkansızdır. Fuchs’a göre bu şirketler ellerindeki bireysel verileri kolayca satmalarından öte, kişisel mahremiyeti tehdit ederek online gözetime olanak sağlayan yıkıcı birer güç haline dönüşmüştür. Fuchs’un yoğun eleştirilerinin hedefinde olan bu şirketler, yazarın değişiyle adete “şeytan” gibi hareket etmektedirler.

Fuchs, Google gibi, bireylere günlük hayatlarında yararlandıkları önemli hizmetleri ücretsiz sunan firmaların yerini, kar amacı gütmeyen, reklam ilişkisi içine girmeyen, bireylerin kişisel mahremiyetine saygılı, “halk için internet” anlayışı içinde hizmet sunacak alternatif bir yapıya bırakmasıyla, emek sömürüsünün sonlanacağını düşünmektedir. Ancak, bunun yanında bu yapının hangi işletme modelinde sürdürülebilir olabileceği konusunda bir çözüm göstermemektedir. Benzer bir durum, EİT öncesi geleneksel medyada özellikle TV yayıncılığı alanında yaşanmış ve hala çözüm kazanmamıştır. Kamu yararına yayın yapan TV kanalları tarafsız ve temiz bir ekranda toplumsal gelişime katkı sağlayacak içerikleri reklam dışı bir modelde sunmak konusunda her zaman sıkıntı içinde olmuşlardır. Devletlerin eliyle kurulmuş pekçok TV kanalı dahil, özel hiçbir TV kanalı, reklamı bu endüstrinin dışına çıkartamamaktadır. Aynı durumun günümüzde EİT alanında da söz konusu olduğunu göz ardı etmeden çözümler bulmaya çalışmak en doğru yöntem olacaktır.